Pazar , Aralık 15 2019

B

Babys.
Tanrı Apollon’la flüt yarışmasına girişen satyr Marsyas’ın kardeşi. Babys de kaval çalarmış, ama onun kavalı tek borulu ilkel bir kaval olduğundan Apollon Babys’e önem vermemiş, böylece Babys Marsyas’ın uğradığı cezaya uğramamış (Marsyas).

Bacchus.
Dionysos’un Latince adı. Bkz. Dionysos.

Bakkha’lar.
Tanrı Dionysos-Bakkhos’un dinsel törenlerini kutlayan kadınlar alayı. Tıpkı tanrının kendisi gibi çıplak bedenlerini nebris denilen benekli ceylan postlarıyla örter, başlarına sarmaşık çelenkleri sarar ve ellerinde thyrsos, ucunda bir çam kozalağı bulunan sarmaşık ve asma yaprakları sarılı uzun değnekleri ve Prometheus’un insanlara ateşi taşıdığı nartheks kamışıyla tanrının peşinden koşarlar, geceleri dağda, bayırda, ormanlarda kendilerinden geçerek tanrıya karışırlar. O sırada doğa ile birlik olan Bakkha’lar üstün bir güçle önlerine gelen vahşi hayvanları parçalarlar. Dionysos dinini benimsemiş bu kadınlara olgun ermişlik anlarında Thyas (thyo, vecit halinde olmak), çılgınca kendilerinden geçtikleri zaman da Mainas (mainomai, çıldırmak, taşkın bir coşkuya kapılmak) denir.

Her iki hallerini ve özlerindeki niteliği canlandırmak için Euripides’in”Bakkha’lar” tragedyasından bir parçayı buraya almayı en uygun bulduk. Euripides’in son eserlerinden biri olan bu oyunda koro hem Bakkha’lardan meydana gelmekte, hem de bir Bakkha olan Agaue’nin korkunç dramı canlandırılmaktadır. Bakkha’ları gören bir haberci onları, Dionysos dinini Thebai’den sürmeye kararlı kral Pentheus’a şöyle anlatır (M. Eğ. B. Yayınları, S. Eyuboglu çevirisi, s. 46):

Güneş ışıklarıyla toprağı ısıtmaya başlarken, otlattığım öküz sürüsüyle yüksek dağların başında düz ve kayalık bir yere varmıştım. Üç alay kadın, üç koro gördüm; birinin başında Autonoe, birinin başında Agaue, senin anan, birinin başında da İno vardı. Hepsi serilmiş uyuyordu. Kimi sırtını bir çam kütüğüne dayamış, kimi başını toprağa, meşe yapraklarının üstüne koymuş; uslu, edepli yatmışlardı, hiç de, senin dediğin gibi, şarapla ve kaval sesleriyle sarhoş olmuş, ıssız ormanlar da Kypris’in peşine düşmüş değillerdi. Anan, boynuzlu öküzlerin böğürdüğünü duyar duymaz Bakkha’ların ortasından ayağa kalktı; vücutlarını saran uykuyu kovmak için keskin bir çığlık kopardı. Bakkha’lar derin uykularını gözlerinden sildiler; genç, ihtiyar, bakire, hepsi birden, görülmedik bir düzenle fırlayıp kalktılar. Önce saçlarını omuzlarına döktüler; çözülmüş nebris’lerini bağlayıp sıkıştırdılar; sonra yanaklarını yalayan yılanları benekli postlarına kemer gibi sardılar. Bazıları, kollarında taşıdıkları geyik, kurt yavrularına bembeyaz bir süt veriyordu; bunlar çocuklarını yeni doğurup bırakmış, memeleri süt dolu kadınlardı. Nihayet hepsi sarmaşık, meşe ve çiçekli saparna dallarından çelenklerini başlarına geçirdiler, içlerinden biri thyrsos’unu yakalayıp bir kayaya vurdu: Kayadan sabahın çiyi kadar duru bir su fışkırdı. Başka biri nartheks’ini toprağa dokundurdu: Tanrı topraktan bir şarap gözesi kaynattı. Canı isteyen de süt içiyordu: Parmaklarıyla toprağı kazınca, topraktan oluk oluk süt akıyordu. Sarmaşıktı thyrsos’lardan bal damlıyordu. Ah, orada olup da bu mucizeleri göreydin, inanmadığın bu tanrıya şükürler ederdin. Biz, öküz ve koyun çobanları, hep bir araya gelip gördüğümüz garip şeyler üzerinde konuştuk. İçimizden, şehre gidip gelen ve konuşmasını bilen biri dedi ki: “Ey, yüce dağ başlarında yaşayanlar, gelin, Pentheus’un anası Agaue’nin ardına düşelim; onu Bakkha’lardan ayırıp kralımızın gönlünü hoş edelim”. Bu düşünceyi doğru bulduk; çalılıkların arasına saklanıp pusu kurduk. Bakkha’lar, vakit gelince, thyrsos’larını sallayarak ayinlerine başladılar; hep bir ağızdan “İakkhos, Zeus’un oğlu Bromios” diye bağırdılar. O zaman dağlar, taşlar Bakkha’larla bir olup coştu; vahşi hayvanlar bile cümbüşe katıldı; yer yerinden oynadı. Ansızın Agaue’nin sıçrayarak yanımdan geçtiğini gördüm; saklandığım çalılıktan fırlayıp onu yakalamak istedim. O zaman Agaue Bakkha’lara: “Hey, benim rüzgâr kanatlı dişi tazılarım; erkekler bize pusu kurmuş. Gelin, gelin ardımdan, thyrsos’larınızı sallayıp koşun!” diye bağırdı. Kendimizi güç kurtardık; kaçmasaydık Bakkha’lar bizi parçalayacaklardı. Bizi tutamayınca, taze çayırlarda otlayan sürülere saldırdılar; ellerinde bıçak mıçak yoktu. Görmeliydin, Bakkha’lardan biri, nazik elleriyle, memeleri süt dolu bir azgın ineği nasıl zaptediyordu. Genç danaları parça parça ettiler. Kaburga kemikleri, tırnaklı ayaklar havada uçuşuyor; bazen çamlara takılıp kalıyor; dallardan kan damlıyordu. Bakkha’lara öfkeyle saldıran azgın boğalar bir anda yere seriliyor; binlerce genç kadın eli boğaları boynuzlarından tutup sürüklüyordu. Kralımın kirpikleri şöyle bir defa açılıp kapanmadan Bakkha’lar hayvanların derilerini yüzüp hepsini didik didik ettiler; sonra, havalanıp giden kuş sürüleri gibi dalgalardan sarmaş dolaş indiler; Asopos ırmağının kıyılarına, Thebai’lilere bereketli başaklar veren ovalara rüzgâr gibi atıldılar. Kithairon kayalıklarının eteklerindeki Hysia ve Erythra şehirlerine düşman orduları gibi girdiler; her şeyin altını üstüne getirdiler. Evlerden çocukları alıp kaçtılar. Omuzlarına attıkları hiçbir şey artık kara toprağa düşmüyor; tunç ve demir bile bellerini bükmüyordu. Alev alev yanan saçları vücutlarını yakmıyordu. Nihayet şehirlerin erkekleri Bakkha’ların her şeyi alıp götürdüklerini görünce öfkeyle silahlarına sarıldılar ve işte o zaman, kralım, hiç görülmedik bir sahne gördük: Demir uçlu oklar Bakkha’lardan bir damla kan akıtmadı; mutlak bir tanrıdan yardım gören bu kadınlar thyros’larıyla erkekleri yaraladılar ve önlerine katıp kovaladılar. Sonra geldikleri yere döndüler; tanrının onlar için yerden kaynattığı sulara koştular; orada kana bulanmış vücutlarını yıkadılar. Yılanlar, yanaklarından damlayan kanları yaladı; güneş de vücutlarını kurutup parlattı. Kralım, bu tanrı kim olursa olsun, bırak bu şehre girsin; büyük bir tanrı bu. Dediklerine göre, ölümlülere keder dağıtan şarabı veren oymuş. Şarap olmazsa insanlar için ne aşk kalır, ne de başka bir şey.

Bakkhos.
Bkz. Dionysos.

Balios.
(1) Yel tanrı Zephyros’la Harpya Podarge’den doğma iki attan biri. Ksanthos’la Balios’u Poseidon Peleus’a Thetis’le evlendiği gün düğün hediyesi olarak vermiş. Akhilleus da bu ölümsüz atları Troya savaşına getirmişti. Homeros İlyada’da onları şöyle anlatır (İl. XVI, 148 vd.):

Automedon koştu tez giden atları

boyunduruğa,

Yel gibi uçan atları, Ksanthos’la Balios’u,

onları Zephyros yeline kasırga Podarge

doğurmuştu,

otlarken bir çayırda, Okeanos ırmağı

kıyısında.

Patroklos ölünce, Akhilleus’un atları ağlar (İl. XVII, 426 vd.): Zeus acır onlara ve şöyle seslenir yüreğinde:

Zavallıcıklar, ne diye verdim sizi kral

Peleus’a,

ne diye bir ölümlü insana verdim sizi.

Siz ki bilmezsiniz ölüm ne, yas ne,

bahtı kara insanlarla acı çekmeniz için mi?

Şu dünyada soluk alan, yürüyen

yaratıklar arasında

insandan daha acınacak bir yaratık yok.

Zeus böylece yüreklendirir atları ve katılırlar Akhilleus’un Hektor’la olan savaşına (Ksanthos).

(2) Akteon’un bir köpeğinin adı.

Batieia.
Bkz. Myrina.

Battos.
(1) Tanrı Hermes Apollon’dan aşırdığı sığırları sürerken dağda Battos adlı bir ihtiyara rastlamış, kendisini ele verir korkusuyla ona demiş ki, kimseye bir şey söylemezsen sana bir düve armağan edeceğim. Sonra da hayvanları saklamış ve kılık değiştirerek ihtiyarın karşısına çıkmış, yitirdiği sürüleri arar gibi olmuş. Battos da sözünü tutmayıp hayvanların saklandığı yeri göstermiş. Tanrı öfkesinden kayaya çevirmiş onu (Hermes).

(2) Battos Libya’nın Kyrene kentinin kurucusu sayılır. Asıl adı, Aristoteles ya da Aristaios imiş de kekeme olduğu için Battos denmiş ona. Ama tarihçi Herodotos’a göre Battos Libya dilinde “kral” demekmiş. Pausanias Battos’un Kyrene’yi kurduktan sonra, düzgün konuşmaya başladığını anlatır.

Baukis.
Bkz. Philemon.

Bebryk’ler.
Anadolu’nun Bithynia bölgesinde yaşayan bir boy (Amykos).

Bellerophontes.
Bellerophontes efsanesi bugün de yaşar bizim için. Ateş nasıl yanar, alev nasıl kızıllık saçarsa öyle yaşar. Mavi yolculukta geceyi korsanlar yatağı Ceneviz körfezinde geçirdikten sonra, gemimiz masmavi bir denizin yarlarla kesilmiş koyu yeşil kıyıları boyunca gide gide Olympos kentine varır. Çıralı derler bugün oraya. Alacalı taşlar üstünde gümbürdeyen bir çayın denize döküldüğü bu lahitler kentinin önü ak bir kumsaldır, ardı da girift çalılıklarla yükselen koca bir dağ. İşte bu dağda ateş yanar, toprak yer yer gazlar saçıp kendiliğinden tutuşur. Yanar Taş dedikleri bu yer Lykia’nın en eski, en güzel efsanesini bugün de canlandırır. Bu efsaneyi Homeros’un ağzından duyalım: İlyada’nın VI. bölümünde Yunanistan’lı Diomedes’le Anadolu’lu Glaukos çarpışırken savaşa ara verip soylarını soracak olurlar birbirlerine, Glaukos’un anlattığı öykü Lykia’nın en önemli efsanesini dile getirmekle kalmaz, iki düşman savaşçıyı konuk ve dost olarak da birleştirir (İl. VI. 152-211):

At besleyen Argos’un bir bucağında Ephyre

İli vardır,

Aiolos oğlu Sisyphos yaşardı orada,

insanların en kurnazıydı o,

bir oğlu oldu, Glaukos’tu adı;

Bellerophontes doğdu ondan sonra,

Glaukos’un kusursuz oğlu.

Erkeklik, güzellik bağışladı tanrılar ona.

Ama Proitos geçirdi gönlünden kötü şeyler,

kendisi ondan çok daha güçlüydü,

sürdü onu Argos’lular arasından;

Zeus almıştı Bellerophontes’i

Proitos’un eli altına.

Tanrısal Anteia, Proitos’un karısı, yanıp

tutuşuyordu,

Belterophontes’le, diyordu, gizlice bir

sarmaş dolaş olsam,

ama birazcık olsun kandıramadı onu,

o sıra aklı başındaydı Bellerophontes’in.

Kadın bir yalan attı kral Proitos’a, dedi ki:

“Bellerophontes’i öldürmezsen lanet sana,

o benim zorla koynuma girmek istedi”.

Böyle dedi o, kralı birden öfke kapladı.

Ama saygı besliyordu yüreğinde,

Bellerophontes’e kıyamadı.

Gönderdi onu Lykia’ya,

Eline uğursuz işaretler verdi,

üst üste katlanan bir levhaya

yazdı bir sürü ölüm yazıları.

Kaynatasına göstermesini buyurdu,

böylece yok olacaktı o.

Bellerophontes tanrıların eliyle vardı oraya.

Gelince Lykia’ya, Ksanthos nehrine,

yaygın Lykia’nın kralı onu saydı.

Ağırladı onu tam dokuz gün,

dokuz tane öküz kurban etti.

Gül parmaklı şafak görününce onuncu

günü.

Bellerophontes’e sordu,

damadımdan getirdiğin işaret hani? dedi.

Alır almaz damadının işaretini,

buyurdu önce azgın Khimaira’yı

öldürmesini;

tanrı soyundandı o, insan değildi.

Önü aslan, arkası yılan, ortası keçiydi,

yalımlı nefesiyle kötü soluyordu.

Bellerophontes uydu tanrıların isteğine,

onu bir anda yere serdi.

Çarpıştı sonra ünlü Solymo’larla.

Girdiği savaşların bu en çetiniydi.

Erkek gibi Amazon’ları öldürdü sonra.

Dönüşünde kral ona zorlu bir tuzak kurdu:

Yaygın Lykia ‘dan en iyi yiğitleri

seçti gönderdi pusuya,

ama onlar bir daha dönmediler evlerine,

kusursuz Bellerophontes öldürmüştü

hepsini.

Kral da anladı onun tanrı soyundan

olduğunu,

alıkoydu orada, verdi kızını,

bütün krallık onurlarını bölüştü

Lykia’lılar da ayırdılar bahçelik, buğdaylık

bir tarla,

ayırdılar en büyük, en güzel bir toprağı.

Karısı üç çocuk doğurdu bilgili

Bellerophontes’e:

Isandros, Hippolokhos, Laodameia.

Akıllı Zeus, koynuna girdi Laodameia’nın.

Laodameia, doğurdu tanrıya denk tunç

silahlı Sarpedon’u.

Ama bir gün tanrılar tiksindi

Bellerophontes’ten,

Aleion ovasında kaldı o tek başına,

insan uğrağından uzakta yedi kendi

kendini.

Savaşa doymayan Ares öldürdü oğlu

İsandros’u,

çarpışırken ünlü Solymo’larla.

Kızdı dizginleri altın kakmalı Artemis,

aldı Laodameia’nın canını.

Hippolokhos da baba oldu bana,

ben övünürüm onun oğlu olduğum için.

Troya’ya gönderdi beni o,

sıkı sıkı salık verdi bana:

Hep yiğitçe dövüşeyim,

üstün olayım başkalarından,

utandırmayayım atalarımın soyunu,

onlar ki Ephyra’da, yaygın Lykia’da

en iyi, en ünlü kişilerdi.

Övünürüm işte, bu soydan, bu kandan

olmakla.

Bu parçadan öğrendiğimize göre, Bellerophontes Korinthos (Ephyra Korinthos’un eski adıdır) kral ailesinden ve ünlü Sisyphos’un torunudur (Tab. 25). Ne var ki Glaukos Bellerophontes’in “ölümlü” babasıdır, yiğit aslında Poseidon’un dölündendir. Tanrısal nitelikleri de oradan gelme. Homeros’un bize açıklamadığı Bellerophontes’in adı ve niçin Tiryns kralı Proitos’un yanına sığındığıdır. Bellerophontes Belleros’u öldüren demek. Birçok yiğitler gibi Bellerophontes de kaza ile adam öldürmüş, öldürdüğü bu Belleros’un kim olduğu da pek bilinmiyor, ne var ki bu yüzden yurdundan ayrılıp kendisini suçundan arındıracak birinin yanına gitmesi gerekiyor. Bu adam da Proitos’tur. Anteia kocasına Bellerophontes’i suçlayınca, Proitos konuğunu kendi eliyle cezalandırmaktan çekinir ve onun içindir ki eline katlanmış tabletler, yani bir mektup verip kaynatası lobates’e gönderir. Lykia kralı da konukluk kurallarına saygılıdır ve ancak zorunlu kaldığı zaman ağır işlere koşar Bellerophontes’i. Yiğidin ağzı ateş saçan Khimaira’yı nasıl öldürdüğü Homeros’ta anlatılmamıştır. Hesiodos’a göre (Theog. 324):

Pegaros hakkından geldi bu Khimaira’nın

koca yiğit Bellerophontes ‘le birlikte.

Bir anlatıma göre, yiğit kanatlı atı Korinthos’ta bir çeşmede su içerken bulmuş, sağrısına binip doğru Khimaira’yı öldürmeye gitmiş onunla (Pegasos). Bellerophontes’in tanrıların öfkesine uğramasının nedeni şöyle açıklanır: Gurura kapılan yiğit kanatlı atının sırtında Olympos’a kadar yükselmek istemiş, Zeus da kızarak atmış onu gökten aşağı yeryüzüne. Düştüğü Aleion ovası da Kilikya’da bir bölgedir. Bellerophontes’in kızı Laodameia, İlyada’da Lykia’lıların başında savaşan Zeus oğlu Sarpedon’un anasıdır (Proitos, Anteia, Khimaira, Sarpedon).

Bellona.

Romalıların savaş tanrıçası olarak simgelendirdikleri Bellona (Lat. Bellum savaş demek) zamanla Yunanlıların Enyo tanrıçasıyla bir tutulmuştur. Mars’ın eşi olarak da gösterilir. Bir savaş arabasında, elinde bir kılıç, bir kargı ya da yanan bir çırağı ile canlandırılır, korku saçan bakışlarıyla Furia’ları andırır (Furia).

Beilos.
Libya adlı nympha’nın tanrl Poseidon’dan doğurduğu ikiz kardeşlerden biri (Tab. 10). Öteki Agenor’dur. Agenor Suriye’ye yerleşiği halde, Belos Mısır’da kalmış ve Nil ırmağının kızı Ankhihoe ile evlenmiş; Aigyptos’Ia Danaos adlı ikiz çocukları olmuş (Aigyptos, Danaos).

Bendis.
Trakya’lıların ay tanrıçası. Kültü, Perikles zamanında Atina’ya yayılmıştı.

Berekynthia.
Ana tanrıça Kybele’nin ek adlarından biri. Berekynthes Phrygia’da oturan bir boya verilen isimdir (Kybele).

Bia.
Güç, kuvvet anlamına gelen Kratos’la zor, zorbalık, şiddet anlamına gelen Bia (ya da Bie) tanrı ve kral yetkilerini simgeleyen birer kavramdır. Hesiodos bunların doğuşunu şöyle anlatır (Theog. 383 vd.):

Okeanos kızı Styks Pallas ‘la sevişti,

Zetos ‘la Nike’yi doğurdu, güzel topuklu,

Sonra Kratos’la Bie’yi, o yaman çocukları;

Zeus nerede oturursa, onlar oradadır,

Zeus nerede yürürse, ardındadır onlar,

ayrılmazlar gümbürtülü Zeus’tan.

Kratos’la Bie, Aiskhylos’un “Zincire Vurulmuş Prometheus” tragedyasında önemli bir rol oynarlar: Oyunun başında Prometheus’u kollarından tutarak Kafkas dağına sürüklerler ve arkalarından gelen Hephaistos, Zeus’a baş kaldıran insansever tanrıyı bir kayaya mıhlar. Bu sahnede Bie sessiz bir kişi olarak bulunur. Hephaistos’la konuşmayı Kratos yapar (Kratos).

Bias.
Kâhin Melampus’un kardeşi, onun serüvenlerine katılır (Melampus).

Biton.
Kydippe’nin oğlu, Kleobis’in kardeşi (Kleobis).

Bona Dea.
“İyi tanrıça” anlamına gelen eski bir Latium tanrıçası. Kültü kır tanrısı Faunus’Ia ilgilidir. Bu tanrının kızı ya da karısı sayılan Bona Dea’nın Roma’da Aventinus tepesinde bir tapınağı vardı, orada belli günlerde gizli ayinler yapılır, bunlara yalnız kadınlar katılırdı (Faunus).

Bona Fides.

Verilen sözü ve içilen andı simgeleyen tanrıça, Roma tanrıları arasında çok eskiden beri yer alan bu kavramsal yaşlılığın Palatinus tepesinde bir tapınağı vardı. Orada bulunan resmi dünya kadar yaşlı bir kocakarı olarak gösterilir ve rahipleri de içilen andı simgelemek üzere ellerine beyaz bezler sararlardı. Bona Fides, Roma’lıların, adına yemin ettikleri Dius Fidius’un dişi karşılığıdır.

Boreas.
Adı Türkçeye poyraz diye geçen kuzey rüzgârı, esiş yönüne göre bugün bizim yıldız dediğimiz yele karşılıktır. Hesiodos’a göre, şafak tanrıçanın oğlu olan Boreas, Notos ve Zephyros’un kardeşidir. Şairler Boreas’ı kara bulutlarla gökten sağanak sağanak kopan ve engin dalgalarla denizi allak bullak eden azgın bir yel, buz gibi esen bir kasırga olarak nitelerler. Odysseia’da önemli bir rol oynayan Boreas kimi zaman da arkadan püfür püfür esince, gemicileri dosdoğru ereğe ulaştıran güzelim bir yel sayılır (Rüzgârlar).

Efsaneye göre, Boreas Trakya’da oturan gür sakallı, engin kanatlı, güçlü kuvvetli bir yaratıkmış. Titanlar soyundan olduğu için, onlar gibi sert, dizginsiz ve azgınmış. Bir gün Atina kralı Erekhtheus’un kızı Oreithya’yı arkadaşlarıyla ırmak kıyısında oynarken görmüş, ona vurulmuş ve tozu dumana katarak üstüne yürümüş, onu kızıl kanatlarıyla sardığı gibi doğru soğuk Trakya’ya kaçırmış ve Kalais ile Zetes’e gebe bırakmış. Boreas bir at kılığına girerek Erikhthonis’in kısraklarına aşmış ve on iki tay üretmiş, bu taylar öyle hafif, öyle çevikmiş ki, buğday tarlaları üstünden geçerken başaklar eğilmez ve denizin üstünden en ufak bir kırışık yapmadan uçarmış.

Brankhos-Brankhosoğulları.
Brankhos’un kişiliği ve efsanesi, Didyma’da kurulmuş Apollon tapınağı ve bilicilik merkezinin ününü ve yaygınlığını sağlamak için uydurulmuştur.

Brankhos Miletos’lu bir delikanlıymış. Anası onu doğurmadan önce bir düş görmüş: Güneş ışınları ağzından, boğazından girip karnına varıyor ve bedenini dolaştıktan sonra göbeğinden çıkıyormuş. Bu düşü hayra yoran biliciler doğan Akhilleus’a karı olacağına söz vermişti. Akhilleus’un barakasında sessiz, sedasız yaşamaktadır ki, günün birinde Akhilleus’la Agamemnon arasında kopan kavga altüst eder hayatını. Apollon tanrının öfkesini ve salgını önlemek için Khryseis’i babasına geri vermeye razı olunca Agamemnon şöyle konuşur (İl. I, 183 vd.):

Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis’i ille de,

şu gemimle, yoldaşlarımla göndereceğim

onu.

Ama barakandan alacağım, kendim gelip

senin onur payını, güzelyanaklı Briseis’i.

Senden ne güçlü olduğumu o zaman anla,

gör.

Korksun boy ölçüşmekten, ibret alsın,

kim benimle eşit görmek isterse kendini.

Akhilleus bu sözlere çok öfkelenir, kılıcını kınından çıkarmak, Agamemnon’un üstüne yürümek üzeredir ki, tanrıça Athena elini tutar. Akhilleus da krallar kralına sövüp saydıktan sonra, bir daha ne olursa olsun savaşa katılmamaya ant içip çadırına çekilir. Bu arada Agamemnon, Khryses’i bir gemiye bindirip, babasına gönderir, tanrı Apollon’un öfkesini yatıştırmak için yüz sığırlık kurbanlar kestirir. Ama bununla da kalmaz, iki habercisini Akhilleus’un çadırına yollar ve kadını aldırır.

Akhilleus’un dileği üzerine anası Thetis gider, Zeus’tan yalvarır Akhilleus savaşa katılmadıkça Akha’lara zaferi vermesin diye. Zeus sözünü tutar, öyle ki, Agamemnon bile yaptığına pişman olur ve Akhilleus’la barışmak için elçiler gönderir ona. Birçok armağanlarla birlikte Briseis’i geri vereceğini, zaten o kadına hiç dokunmadığını söyletir. Akhilleus gene de yumuşamaz (İl. IX, 336 vd.).

Patroklos öldüğü gün Briseis, Akhilleus’un yanına döner. İki sevgiliyi ölünün üstünde ağlar görürüz. Sonra İlyada’da pek sözü geçmez Briseis’in. Yalnız son bölümde Akhilleus insanlık duygularına uyarak Hektor’un ölüsünü babası Priamos’a verdikten sonra, gece döşeğine uzanınca, uğruna çok acı çektiği karısı Briseis de gelir, yanına yatar.

Homeros’tan sonraki öykülerde Briseis uzun boylu, esmer, kalın kaşlı, parlak bakışlı bir kadın olarak tanımlanır. Akhilleus öldükten sonra, ona son görevleri Briseis yapmış (Khryseis, Akhilleus).

Brises.
Lyrnessos’ta Apollon tanrının rahibi, Briseis’in babası. Akhilleus kentini yağma edip kızını götürünce Brises canına kıymış (Briseis).

Britomartis.
Zeus’un kızı olduğu söylenen bir Girit tanrıçası. Adı “atlı bakire” anlamına gelen Britomartis Girit’in Gortyn şehrinde Artemis alayına katılırmış. Kral Minos ona vurulup peşine takılmış ve dokuz ay süresince kovalamış kızı Girit’in dağlarında, ovalarında. Sonunda yakalanacağını gören Britomartis kendini denize atmış, ama bir balıkçı ağına takılıp kurtulmuş. Bu yüzden de ona Diktynna, yani ağdan çıkma kız adı verilmiş.

Artemis gibi o da avcı kılığında, köpeklerle dağda, bayırda yalnız başına dolaşır ve erkeklerden kaçar bir kız tanrıça olarak canlandırılır (Artemis).

Bromios.
Tanrı Dionysos’a takılmış bir ad. “Gümbürtülü” anlamına gelen bu ek ad tanrıya yıldırımlar arasında doğduğu için verilmiş olacak (Dionysos).

Brontes.
Uranos (gök) ile Gaia’nın (toprak) birleşmesinden doğan tek gözlü devlerden biri (Tab. 2). Adı “gürleyen” anlamına gelen Brontes, Zeus’a gök gürültüsünü armağan eden Kyklops olsa gerek (Kyklops).

Busiris.
Yunan efsanesine göre, Busiris çok zalim bir Mısır kralıdır. Öyle insafsız bir zorba imiş ki, Nil bölgesine yerleşmiş deniz tanrı Proteus bile ondan kaçmak zorunda kalmış. Busiris Batı kızlarını kaçırmak için bir haydut çetesi kurmuş, altın elmaları almaya gittiği zaman Herakles bu çeteye rastlamış ve haydutların hepsini öldürmüş. Günün birinde Mısır’da kıtlık olmuş. Busiris Kıbrıs’tan gelme Phrasios adlı bir biliciye ne yapmak gerektiğini sormuş, bilici de demiş ki, yılda bir Zeus’un öfkesini yatıştırmak için, ona bir insan kurban kesmeli. Busiris de işe hemen Phrasios’u kurban etmekle başlamış. Herakles Mısır’a uğrayınca, Busiris onun başına çiçek çelenkleri koymuş, kutsal sargılarla sarmış kollarını ve sunağa götürüp kurban etmek istemiş. Ama yiğit sargıları çözerek, Busiris’i de, oğlunu da, orada kim var, kim yok herkesi öldürmüş.

Bir anlatıma göre, Busiris Poseidon’un oğluymuş ve onu Mısır tahtına dünya seferine çıkan Osiris oturtmuş. Belki Busiris Osiris adının bozulmuş bir biçimidir.

Byblis.
Miletos’un kızıymış Byblis, Miletos’un kızı olmakla da Apollon’un torunu. Anasının kim olduğu konusunda söylentiler çeşitli, en akla yakını şu: Anası Maiandros, yani Büyükmenderes ırmağının kızı Kyane’dir. Masmavi, koyu mavi anlamına gelen Kyane, bir ırmak kızı için güzel bir ad. Ama Byblis’in serüveni acı: Bir ikiz kardeşi var Kaunos adında. Byblis ikizini öyle sever, öyle beğenirmiş ki, doyamazmış okşamaya, öpmeye. Bu sevginin kardeş sevgisinden öte bir şey olduğunun nasıl farkına vardığını uzun uzadıya anlatıyor bize Ovidius (Met. 451 vd.). Byblis anlar sevgisinin doğadışı olduğunu, gene de dayanamaz, bir mektupla bildirir aşkını Kaunos’a. O da öfkeyle, tiksintiyle kınar bu aşkı, ikizini bir daha görmemek için kaçar yurdu Miletos’tan, gider, gider de Karia ile Lykia sınırında Kaunos kentini kurar. Byblis çıldırır, o da düşer yollara, deli gibi dolaşır Anadolu’yu boydan boya, rahat bulamaz hiçbir yerde. Sonunda yüksek bir kayadan aşağıya atar kendini, ama nympha’lar acır ona, kızı bir pınara çevirirler, pınar Byblis’in çağlayan gözyaşları gibi akar durur. Bu Ovidius’un anlatımı.

Başka bir anlatım işi tersine çeviriyor: Doğadışı aşka kapılan Byblis değil, Kaunos’ınuş. Kaunos bu yüzden sürülmüş, Byblis de bu yüzden çıldırmış ve asmış kendini. Adını iki kente vermişler: Biri Karia’da Byblis, öteki Fenike’de Byblos.

Bu öyküleri anlatanlar Kaunos şehrini görmemişlerdi herhalde, yoksa öykünün sonunu bambaşka biçimde getirirlerdi: Eski Kaunos şehrinin (bugünkü Köyceğiz Dalyanı’nın) önünde göz alabildiğine uzanan ve ancak oraları iyi bilen gemicilerin şaşırmadan aşabildikleri bir sazlık vardır. Bu bataklık nasıl meydana geldi belli, Ege kıyılarındaki bütün limanlar gibi bir ırmağın taşıdığı millerle dolmuştur, ama şair görüşüyle bu yol yol bataklığın Byblis’in tükenmez gözyaşlarıyla meydana geldiği düşünülemez mi? (Kaunos).

Byzas.
Bizans’ın kurucusu Byzas, tanrı Poseidon’la Keroessa’nın oğludur. Keroessa da Zeus’un İo’dan olan bir kızı. İo onu Bizans’a yakın bir yerde dünyaya getirmişti. Oğlu da şehri orada kurmuş ve Apollon ve Poseidon tanrılardan yardım görerek surlarla çevirmişti. Günün birinde Trakya kralı Haimos şehre saldırınca, Byzas onu teke tek savaşta yenmiş ve Trakya’nın içine kadar kovalamış. Kral yokken de Bizans İskitlerin saldırısına uğramış, kuşatılmış boydan boya. Bu kez de Byzas’ın karısı Phidaleia kurtarmış şehri: Öbür kadınlarla birlik olup sürüyle yılan atmışlar düşman karargâhına, böylece çekilmelerini sağlamışlar.

Hakkında kutsalsozluk

Şuna da bir bak

C

Cacus. Vulcanus’un oğlu, ağzı ateş saçan üç başlı dev. Aventinus tepesinin bir mağarasında oturup komşu …

online alışveriş 

Web Tasarım  

Web Tabanlı Yazılım

Web Tabanlı Program

E-Ticaret sitesi fiyatları  

E-Ticaret sitesi  

sanal ofis  

sanal ofis ankara  

sanal ofis ankara  

Sanal ofis  

Hazır ofis ankara  

Kiralık ofis  

Sanal ofis  

Kiralık ofis  

Sanal ofis  

Yasal adres ankara  

Sanal Ofis  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

Ankara sanal ofis  

Sanal ofis  

Sekreterlik hizmeti  

Sanal ofis  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

sanal ofis ankara  

sanal ofis  

hazır ofis kiralama  

sanal ofis kiralama  

raf sistemleri  

sanal ofis   hazır ofis kiralama  

sanal ofis kiralama  

sanal ofis ankara  

sanal ofis ankara