Pazar , Aralık 15 2019

E

Eetion.
Mysia’da Thebe şehrinin kralı, Andromakhe’nin babası. Akhilleus onu çok saydığı için, öldürdüğü halde silahlarını almamış, törenle gömmüştür. Nympha’lar mezarı üstüne bir karaağaç fidanı dikmişler (Andromakhe).

Egeria.
Romalı su perisi. Egeria dindar kral Numa Pompilius’un karısı ya da dostu olarak gösterilir. Geceleri onu ziyaret eder, din ve devlet yönetimi konusunda ona öğütler verir, yol gösterirmiş. Numa öldüğü zaman Egeria o kadar gözyaşı dökmüş ki bir pınar oluvermiş. Nemi’deki Diana kültüyle ilgili olarak, Caelius tepesinin eteğinde bir tapınağı varmış.

Eileithyia.
Zeus’la Hera’nın kızı, Ares, Hephaistos ve Hebe’nin kız kardeşi. Eileithyia doğumlara bakan ebe tanrıçadır. Hera’nın sözünden ayrılmaz, onun buyruklarını harfi harfine yerine getirirmiş. Nitekim Hera’nın hışmına uğramış Leto ile Alkmene’nin doğumlarında bulunmamakla Zeus’un evlilik dışı çocuklarının doğmasına engel olmaya çalışmış (Leto, Alkmene).

Ekhetos.
Epeiros bölgesinin efsanelik kralı Ekhetos kötülüğü, zalimligiyle ün salmıştı.

Bu kral, sevgilisiyle yattı diye kızını gözüne tunçtan iğneleri sokarak kör etmiş ve bir kuleye kapatmış, gene tunçtan arpa taneleri vermiş, bunları öğütür ve un yaparsa, gözlerinin açılacağını söylemiş.

Ekhidna.
Ejderler soyunu sayarken Hesiodos Ekhidna’ya uzun bir parça ayırmıştır. Bu azman yaratık, Pontos’la Gaia’nın dölünden Khrysaor’la Kallirhoe’den doğmadır (Tab. 6). Ekhidna şöyle tanımlanır (Theog. 295 vd.):

Kallirhoe yenilmez bir ejderha da yarattı

ne ölümlülere, ne de ölümsüzlere

benzeyen.

Bir mağarada doğdu bu azgın yürekli

Ekhidna.

Yarı bedeni bir genç kızdı onun,

güzel yanaklı ve gözleri fıldır fıldır,

yarı bedeniyse koskoca bir yılandı korkunç,

her yanı benek benek amansız bir yılan.

Typhon’la çiftleştiği ve yeraltında, yeryüzünde ne kadar korkunç köpek ve canavar varsa hepsini ürettiği anlatılır: Geryon’un köpeği diye anılan Orthos, Hades bekçisi Kerberos, bataklıklar canavarı Hydra, ağzı ateş saçan Khimaira ve sonra da kendi dölü Orthos’la birleşerek Phiks’i ve Nemeia aslanını da doğurmuş. Ekhidna’nın ini efsaneye göre Arima dağları denen Kilikia’dadır. Kendi ölümsüz olduğu için yeraltında hep yaşar, ama dölleri Herakles ve Bellerophontes gibi yiğitlerin elinden can vermişlerdir (Typhon, Herakles, Bellerophontes).

Ekhion.
Kadmos’un Thebai şehrini kurarken toprağa diktiği ejder dişlerinden doğup da sağ kalan beş adamdan biridir. Kadmos’un kızı Agaue ile evlenir ve Pentheus’un babası olur (Kadmos, Pentheus).

Ekho.
Yankıyı simgeleyen nympha (Narkissos).

Elektra.
“Parlak” anlamına gelen bu ad, birçok efsanelik kişilerin adı olmuştur.

(1) Okeanos’la Tethys’in kızı Elektra, Pontos’la Gaia’nın oğlu Thaumas’a eş olur (Tab. 6). Birleşmelerinden şu tanrısal varlıklar meydana gelir: İris (Gökkuşağı), Harpya’lar ve Aello (Bora) ile Okypetes (Kasırga) diye kanatlı iki yaratık (Hesiodos, Theog. 266).

(2) Atlas’la Pleione’nin “Pleiades” adlı yedi kızlarından biri (Pleiades). Efsaneye göre Semendirek adasında oturan Elektra, Zeus’la birleşerek Dardanos’u İasion’u ve Harmonia’yı doğurmuş (Tab. 7). Adı Palladion efsanesine de karışmıştır: Zeus Elektra’yı elde etmek isteyince, genç kız kutsal Palladion heykeline sığınarak tanrıdan korunabileceğini sanmış, oysa Zeus buna çok kızmış ve heykeli tuttuğu gibi gökten aşağıya atmış. Troya ovasına düşen Palladion Troya’daki tapınakta saklanmış. Başka bir anlatıma göre, Palladion’u Elektra, Troya şehrini korusun diye kendi vermiş Dardanos’a (Palladion).

(3) Bu adı taşıyan en ünlü kişi, Agamemnon’la KIytaimestra’nın kızı Elektra’dır (Tab. 15).

Homeros destanlarında adı geçmeyen Elektra, tragedyanın en ünlü, en çok sözü edilen bir kahramanıdır. Aiskhylos’un “Agamemnon” üçlüsünde, Sophokles’in

“Elektra”, Euripides’in de hem “Elektra” hem de “Orestes” tragedyalarında rol alır. Antigone gibi insanlarüstü bazı yasaları korumayı, bazı ilkeler adına kendi kendine eyleme geçmeyi göze alan yiğit bir kızdır. Ne var ki, eli kana bulandığı, anasını öldürmek gibi korkunç ve doğadışı bir suça karıştığı içindir ki, Elektra -adının tersine- karanlık ve karmaşık bir kişilikle canlanır gözümüzün önünde. Hamlet sorununu ilkçağ tragedyasında dile getiren kişidir. Bu bakımdan tragedya yazarlarını çekmesi, büyülemesi, karakterini çeşitli açılardan ele almayı esinlemesi şaşılacak bir şey değildir.

Öyküsü kısaca şöyledir. Agamemnon Troya savaşına çıktığı zaman, Elis’te rüzgârların esmesini sağlamak zorunda kalmıştır. Bunu kocasını affedemeyen karısı Klytaimestra, Atreus-oğullarının baş düşmanı Aigisthos’la kocasını aldatır ve yıllar geçip Agamemnon dönünce iki âşık onu alçakça bıçaklarlar. Gene yıllar geçer, bu kez Elektra delikanlılık çağına gelen kardeşi Orestes’i babalarının öcünü almak üzere yetiştirir. Kardeşinin önce Aigisthos’u, sonra da Klytaimestra’yi öldürmesine yardım eder. Ana katili olduktan sonra, Orestes’in peşine Erinys’ler takılır. Elektra’nın rolüyse burada biter. Herhangi bir pişmanlık duyduğu tragedyada söz konusu değildir. Elektra kan davasının en belirgin simgelerinden biridir (Orestes).

Elektryon.
Perseus’la Andromeda’nın oğlu, Alkmene’nin babası (Alkmene).

Elephenor.
İlyada’da adı geçen Abant önderi. Abant’lar Euboia yarımadasına yerleşmiş bir kavimdir. Elephenor, Helena’nın eski taliplerinden olduğu için otuz gemiyle katılır Troya savaşına. Homeros’a göre Agenor’la savaşırken öldürülür (İl IV, 463-472). Başka bir efsane onun Troya’dan döndüğü ve önce Sicilya açıklarında, sonra da Epir’de şehir kurduğunu anlatır.

Eleusis.
Eleusis şehrine adını veren efsanelik kişi. Hermes’in oğlu ve Triptolemos’un babası olduğu söylenir. Demeter Triptolemos’u ölümsüz kılmak için ateşe daldırırken, Eleusis olaya tanık olup bir çığlık atacak olmuş, Demeter de buna kızarak onu öldürmüş (Triptolemos).

Elpenor.
Odysseus’un arkadaşlarından biridir. Büyücü Kirke’nin konağında yiyip içer, keyfeder ve Odysseus ölüler ülkesine gitmek üzere yola çıkacağı gece fazla şarap içmiş olan Elpenor sızdığı damdan aşağı düşer ve ölür. Ruhu Hades’te Odysseus’a yalvarır kendisini gömsün diye.

Empusa.
Tanrıça Hekate’nin çevresinde bulunan korkunç bir görüntü. Hekate’nin insanları korkutmak için yarattığı bu canavar her çeşit kılığa girerek daha çok kadınlara ve çocuklara görünürmüş. Bir ayağı tunçtanmış, insan etiyle beslenir ve kurbanlarını avlamak için çok güzel bir kadın kılığına girermiş.

Endymion.
Parlak ayın çevresinde sapışız yıldız

rüzgarsızken duru gökyüzü

nasılyanarsa ışıl ışıl.

Bütün doruklar, sivri kayalar ve çayırlar

Nasıl serilirse göz önüne,

gökler yırtılıp da açılır,

tekmil yıldızlar görünür,

ferahlar yüreği çobanın…

Endymion efsanesi Homeros’un bu birkaç dizesinden doğmuş gibidir. Ama bu efsanenin asıl kahramanı eski adıyla Latmos, bugün Beşparmak diye anılan dağdır. Beşparmak dağının eteğinde Menderes ırmağı kendi ovasınca akarak bin bir dolanışla gümüşten aylar çizer. Koca ırmak Bafa gölüne ve batıda Adalar denizine pırıl pırıl boşanır. Geceleri Bafa gölü tepsi dolusu gümüştür.

Beşparmakların görkemi insan hayalini uzak geçmişlere, kıtaları sarsıp dağları birbirinin üzerine yığan büyük yersarsıntıları çağına götürür. Beş doruğunu bir elin beş parmağı gibi göğe uzatan bu dağa bakarken o depremlerin gürleyişini duyar gibi olur insan. Ama ay ışığı bu dağların sertliğini şeker gibi eritir ve çatık kaşlarını çözer. O zaman insan bir dünya manzarası değil, yeryüzüne paldır küldür yıkılmış bir cennet görmüş gibi olur.

Endymion efsanesi işte bu dekor içinde doğdu. Endymion, Beşparmak dağında sürülerini otlatan bir çobanmış. Kavalından başka bir varlığı olmayan yoksul bir çoban. Gündüz kayadan kayaya hoplayan boynuzlu, sakallı kara keçilerini gözler, yamacın mis kokulu kekiklerini yiyen sürünün titrek meleyişlerine kulak kabartırdı. Kavalı Endymion’un biricik dostu, sırdaşıydı. Dağlarda yapayalnız yaşamanın verdiği hürlük, açıklık duygusunu da, kalabalık şehirlerde oturan hemcinslerine özlemini de hep bu kavala söylerdi. Endymion’un kavalı yalnız çobanın sevincini, özlemini söylemekle kalmaz, kara dorukların, yeşil çimenlerin, bulut bulut yapraklarıyla sağa, sola serpilmiş ağaçların, cıvıl cıvıl akan suların da seslerini duyururdu.

Bu ıssız dağlarda Endymion’u ne gündüz kavalını üflerken, ne gece taze çayırın üstüne uzanıp sere serpe uyurken kimsecikler görmezdi. Yalnız, ay ışığı görürdü onun gürbüz bedenini, erkekçe güzelliğini. Ay tanrıçası Selene, Endymion’a baka baka, gönül vermiş ona. Her gece üzerine eğilir, gümüş ışığıyla onu sarıp çayırın üstüne yatınca kollarını sevgilisine açardı. Selene de gökte ne zaman doğarsa, nerede doğarsa, hemen çobanına koşar, gövdesini ışınlarıyla sarar, öperdi.

Ne var ki, Selene bazı gece daha çok, bazı gece daha az kalırdı sevgilisinin yanında. Ayın Endymion’la hiç birleşmedigi karanlık geceler de vardı. Onlar Beşparmakların dorukları gibi kara, korkulu bir bekleyiş içinde geçerdi. Ama bu bekleyiş uzun sürmez, ilk ay gökte gözüktü mü, Endymion’la Selene gene kavuşurlar, denizden yeni çıkmış balıklar kadar serin, diri, parıltılı gövdelerini birbirlerine degdirirlerdi. Her buluşmada ilk defa buluşuyormuş gibi olurlar, hiç tatmadıkları bir tadı dudaklarında eme eme duyamazlardı. Her öpüşte gövdeleri daha da aydınlanır, tepeden tırnağa nur kesilirdi, Endymion’la Selene için sevgi, ışığın ta kendisiydi.

Ölümsüz tanrılar kimi zaman kıskanır insanların mutluluğunu. Sevgiyle insanların bir çeşit ölümsüzlüğe ermelerini, tanrılara denk gelmelerini istemezler de ondan. Ama tanrıların tanrısı Zeus, Selene ile Endymion’un bu hep yenilenen bitimsiz sevgilerinden hoşlanmış, Beşparmak dağlarının yoksul çobanına bir armağan vermeyi kurmuş. Dile benden ne dilersen, demiş ona. Endymion da ne dilesin, ölümsüz bir uykuyla uyumayı dilemiş.

O gün bugün Beşparmak dorukları ay ışığında karlı gibi ağarır. Ulu çamları uyuyan ve ışıklı düşler gören insanlara benzer. Nereden geldiği belirsiz bir esintiyle yaprakları ürperir, fısıldaşır zaman zaman. Ay ışığı göklere parmak uzatan doruklardan aşağı şu şırıltısı gibi şarıl şarıl akar. Yamaçlarda çobanların yaktığı ateşler mavi mavi tellenen ince dumanlar salar. Endymion’un kavalı yankılanır kayadan kayaya. Hep aynı sestir o, dağların ıssızlığını, insanların özlemini söyler. Ayın çevresinde yıldızlar kıpırdaşır. Gökler sanki yırtılmış, açılmıştır. Beşparmak’ların çobanı Endymion’un ışıklı, ölümsüz mutluluğunu gözümüzle görebiliriz.

Entoria.
Roma’da Saturnus tapınağının kuruluş nedenini açıklamak için Erigone örneği üzerine uydurulmuş bir efsane (Erigone). Tanrı Saturnus, İtalya’da bulunduğu Altın Çağda İkarios adlı bir köylünün kızı Entoria ile birleşmiş, biri İanus, dört oğlu olmuş. İkarios’a da üzüm kütügüyle şarabı bağışlamış. Ama Roma köylüleri bunun kıymetini bilmedikleri için, tanrı veba salmış ortalığa, sonun da Roma’lılar Capitolium tepesinin eteğinde Saturnus’a bir tapınak kurmakla yatıştırmışlar tanrıyı (Saturnus, İanus).

Enyalios.
Savaş tanrısı Ares’in ek adlarından biri.

Enyo.
Savaş tanrı Ares’in çevresinde bulunan bir tanrıça. Çokluk, onun Ares’in kızı olduğu söylenir, Hesiodos, Phorkys’le Keto’nun kızları Graia (Kocakarı)’lardan biri sayar onu (Theog. 273). Homeros ise Ares’ in yanından ayrılmayan ve “iller yıkan” bir tanrıça olarak tanımlar ve şöyle der (İl. V,592):

… Başlarında Ares vardı, bir de ulu Enyo,

amansız kavganın dizginini elinde tutardı o.

Eos.
Homeros’un “gül parmaklı” diye tanımlayıp destanlarının hemen her bölümünün başında andığı şafak tanrıça Eos’u, Hesiodos Titan soylu Theia ile Hyperion’un birleşmesinden doğmuş ve Helios (Güneş) ile Selene (Ay) tanrıların kardeşi olarak gösterir (Tab. 4). Eos’un evliliklerini şöyle anlatır Hesiodos (Theog. 378 vd.):

Şafak tanrıça Astraios’la birleşip

coşku yürekli rüzgârları doğurdu,

gökleri arıtan Zephyros’u,

azgın esişli Boreas’ı ve Notos’u.

Rüzgârlardan sonra Şafak tanrıça

günün müjdecisi Şafak yıldızını doğurdu

ve göklerin çelenk çelenk yıldızlarını.

Sonra Tithonos’la birleşip Habeşistan kralı Memnon’u, Kephalos’la birleşip Phaeton’u doğurur. Efsaneye göre, Eos bir sabah Ares’le de sevişmişti, onu kıskanan Aphrodite gül parmaklı tanrıçayı durmadan âşık olmakla cezalandırmış. Eos sevgililerini kaçırırmış: Dev Orion’u Delos adasına kaçırmış, Kephalos’u Suriye’ye, İlos’un oğlu, yani Troya soyundan olan Tithonos’u da Habeşistan’a kaçırmış; Güneş’in ülkesi sayılan Yüzü Yanıklara Eos’un oğlu Memnon kral olmuş, Memnon Troya savaşından bir sonuç alınmadığını görünce, gelmiş Akhilleus’a karşı çarpışmış ve onun elinden vurulmuş (Memnon). Tithonos’a gelince, Eos onun için ölümsüzlük istemiş Zeus’tan, tanrı da bağışlamış ona bunu, ne var ki Eos sürekli olarak genç kalmasını istemeyi unutmuş, bu yüzden yıllar geçince Tithonos buruştukça buruşuyor, küçüldükçe küçülüyormuş, Eos onu bir saraya kapatıp kimselere göstermez olmuş, ta ki sonunda onu bir çekirge haline sokmuş (Tithonos).

Epaphos.

Epaphos, İo’nun tanrı Zeus’tan olan çocuğudur (Tab. 10). inek biçiminde dünyayı dolaştıktan sonra İo Mısır’a varır ve oğlunu orada doğurur. “Zincire Vurulmuş Prometheus”ta İo’ya geleceği şöyle bildirir (Aisk. Prom. 846 vd.):

O ülkede, karanın bittiği yerde,

Nil’in tam ağzında, bir set üstünde

Kanobos adında bir şehir vardır.

Zeus orada akıl sağlığını geri verecek

barışçı elinin dokunuşuyla.

Doğuracağın çocuğun adı kara Epaphos

olacak

Zeus’un bir dokunuşuyla doğacağı için.

İşte o toplayacak ürünlerini

taşkın Nil’in suladığı toprakların.

Ondan sonraki beşinci kuşaktan elli kız

Argos ‘a istemeye istemeye dönecekler

Yakınlarıyla evlenmekten kurtulmak için.

İki kral soyunun atası olacak Epaphos da anası İo gibi tanrıça Hera’nın hıncına uğrar (İo). Çocuk doğar doğmaz Hera’nın buyruğuyla Kureta’lar onu alıp kaçırır. İo bu kez oğlunu aramaya çıkar. Ama Zeus Kureta’ları öldürür ve İo’yu Suriye’ye Epaphos’un bulunduğu Byblos’a yöneltir. İo, Epaphos’u alıp Mısır’a döner. Epaphos manevi babası Telegonos’tan sonra Mısır tahtına konar ve Nil ırmağının kızı Memphis’le evlenir. Kızı Libya, torunları da Agenor’la Belos’tur (Agenor).

Hellen’ler Epaphos adının “dokunma, üstüne el değdirme” anlamına geldiğini ileri sürerlerdi. İo Mısır’a gelince Zeus elini sırtına değdirmiş ve böylece gene kadın olmasını ve oğlunu doğurmasını sağlamış. Oğluna da bu nedenle Epaphos adı konmuş. Aslında Ephaphos bazı ilkçağ yazarlarının da belirttiği gibi Mısır’ın öküz biçiminde simgelendirilen Apis tanrının Yunancalaştırılmış biçimidir.

Epeios.
Troya savaşına otuz gemilik bir filo ile gelen Akha önderi. Savaşta pek başarılı olmayan Epeios, bazı alanlarda üstün yararlık göstermiştir: Patroklos için düzenlenen yarışmalarda yumruk dövüşü birinciliğini alır.

Epeios’un başka bir yararlığı Troya’ya sokulacak olan tahta atı yapmış olmasıdır. Onun sözü Odysseia’da geçer (Od. VIII, 493 vd.).

Troya dönüşünde önderi Nestor’dan ayrı düşen Epeios Güney İtalya’ya varır ve orada bir şehir kurar. Orada yaptırdığı bir Athena tapınağına tahta atı yapmak için kullandığı bütün avadanlıkları tanrıçaya adamış derler.

Ephialtes.
Bkz. Aloeusoğulları.

Epigon’lar.
Thebai’ye karşı Yediler’in seferi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu kez Epigon’lar, yani birinci sefere katılan önderlerin oğulları ikinci bir saldırıya kalkışmayı düşünürler. Delphoi bilicilerinden aldıkları bilgi şudur: Başlarında Amphiaraos’un oğlu Alkmaion bulunursa, zaferi kazanacaklardır. Ne var ki Alkmaion ikirciklidir. Anası Eriphyle, nasıl bir zamanlar kocası Amphiaraos’u kandırmışsa, Polyneikes’in oğlu Thersandros’tan armağanlar alarak Alkmaion’u da kandırır (Eriphyle). Sefere katılanlar şunlardır: Amphiaraos’un iki oğlu Alkmaion’la Amphilokhos, Adrastos’un oğlu Aigialeus, Tydeus’un oğlu yiğit Diomedes, Parthenopaios’un oğlu Promakhos, Kapaneus’un oğlu Sthenelos, Polyneikes’in oğlu Thersandros ve Mekisteus’un oğlu Euryalos. Epigon’lar saldırıya Thebai çevresindeki köy ve kasabaları yok etmekle başlarlar. Thebai’liler, Eteokles’in oğlu Laodamas’ın önderliğinde şehirden çıkıp saldırıya girişirler, ama Laodamas Alkmaion’un kargısı altında can verir, Thebai’liler de püskürtülür. O gece, bilici Teiresias’ın verdiği öğüt üzerine Thebai’liler şehri boşaltırlar, ertesi sabah Epigon’lar girer ve Thebai’yi yağma ederler, aldıkları doyumluğun bir bölümünü Delphoi’deki Apollon tapınağına adarlar.

Epimetheus.
Titan İapetos’la Klymene’nin oğlu, Atlas, Menoitios ve Prometheus’un kardeşi (Tab. 3). Epimetheus, İapetos oğullarının en akılsızı ve bu bakımdan Prometheus’un tam karşıtıdır. Zeus onu Prometheus’a karşı kullanır: Prometheus’u ve onunla birlikte, desteklediği insan soyunu yok etmek için yarattığı kadını Epimetheus’a armağan olarak yollar (Hes. İşi. 84 vd.), o da Prometheus’un Zeus’tan armağan alma dediğini unutur ve tanrıların özene bezene yarattıkları Pandora’yı alır, onunla evlenir (Pandora).

Epimetheus Yunan mythos’unda Adem’in rolünü oynar, ne var ki ondan çok daha silik bir tip olarak çıkar karşımıza. Prometheus’la Pandora’nın kişilikleri onu büsbütün siler.

Epimetheus’la Pandora’dan, Deukalion’un karısı olacak Pyrrha doğar.

Erato.
Zeus’la Mnemosyne’den doğma dokuz Musa’lardan biri. Sanatlardan lirik şiiri ve özellikle aşk şiirini simgeler ve esinler (Musa’lar).

Erebos.
Yeraltı karanlığını simgeler. Erebos, yeryüzünde karanlık saçan Nyks gibi Khaos’tan doğmadır. Erebos’la Nyks birleşirler ve ışıklı varlıklar meydana getirirler: Aither (Esîr) ve Hemera (Gün, Gündüz).

Erekhteus.
Atina kralı, Pandion’un oğlu, Erikhthonios’un torunu (Tab 24). Dedesinin efsanesinden ayrılmayan efsanesi sonradan başka katkılarla değiştirilmiştir. Erekhteus’un birçok çocukları olmuş, bunlardan yedi kızı birbirini o kadar çok severlermiş ki, biri ölürse, öbürleri de canlarına kıyacaklarına ant içmişler. Günün birinde Atina Eleusis’le savaşa girmiş ve Eleusis’e yardım eden Trakya kralı Eumolpos’a karşı koymak zorunda kalmış. Bu savaşı nasıl iyi bir sonuca eriştirebileceği sorusunu Delphoi bilicisine sormuş. Aldığı cevap şu: Kral yedi kızından birini kurban ederse zaferi kazanacaktır. Erekhteus bir kızını kurban eder, öbür altısı da intihar ederler. Savaşta, Poseidon’un bir oğlu olan Eumolpos’u yenince deniz tanrı öfkelenir ve Zeus’tan Erekhteus’u öldürmesini ister. Zeus bahtsız kralın üstüne yıldırımını salar.

Erigone.
İkarios adlı bir Atina’lının kızı. Tanrı Dionysos Yunanistan’a ilk geldiğinde İkarios’un evinde konuk kalmış, buna karşılık ona asma kütüğüyle şarabı armağan etmiş. Kızı Erigone’yle sevişmiş ve Staphylos (üzüm) adlı bir oğulları olmuş. Bir gün tanrı İkarios’a bir tulum dolusu şarap vererek, komşularını şölene çağırmasını ve onlara şarabı tattırmasını söylemiş. Ama sarhoş olan komşular İkarios’un kendilerini zehirlediğini sanmışlar, onu sopalarıyla vurup öldürdükten sonra, ölüsünü götürüp bir yere atmışlar. Köpeği, Erigone’ye babasının atıldığı yeri göstermiş, kız da üzüntüsünden oradaki bir ağaca asmış kendini. Tanrı Atinalıları şöyle cezalandırmış: Bir delilik salgını baş göstermiş şehirde, genç kızlar çıldırıp asıyorlarmış kendilerini. Delphoi bilicisi bu olayı İkarios ve Erigone’nin ölümleriyle ilgili gösterince, Atina’lılar Erigone için bir bayram düzenlemişler. Bu bayramın bir benzeri de Roma’da vardı (Entoria).

Erikhthonios.
Atina’nın ilk krallarından biri (Tab. 24). Adı “yün” ve “toprak” anlamına gelen iki kökten türemedir. Efsaneye göre, Erikhthonios tanrı Hephaistos’tan doğmadır. Günün birinde tanrıça Athena Hephaistos’un işliğine silah ısmarlamaya gelmiş. Topal tanrı birdenbire tutulmuş ona, dayanılmaz bir istek duymuş ve başlamış kaçan tanrıçayı kovalamaya. Topal olduğu halde, yetişmiş ona ve sarılırken, spermasını bacağına akıtmış. Kız oğlan kız tanrıça bir yün bezle spermayı silip, tiksinerek yere atmış. Toprak ana döllenmiş, bundan, bir erkek çocuk çıkarmış ortaya. Athena da çocuğu Kekrops’un kızlarına emanet etmiş (Aglauros). Bebeği sepette iki yılan arasında gören Kekrops kızları çıldırarak kendilerini Akropolis’ten aşağıya attıktan sonra, Erikhthonios ki topraktan doğma bütün yaratıklar gibi yılan kuyrukluymuş, Athena’nın tapınağına kadar sürünmüş ve kalkanının altına girerek büyümüş. Kutsal alanda yetişen bu gence kral Kekrops sonradan Atina krallığını vermiş. Bir Nympha ile evlenen Erikhthonios Pandion’u yaratmış, Pandion’dan da Erekhteus dolmuş (Erekhteus).

Erikhthonios’un dört atlı arabayı keşfettiği ve Atina’ya para ve Panathenaia bayramı gibi yenilikler getirdiği söylenir.

Erinys’ler.
Kimi zaman bir, kimi zaman birçok, kimi zaman da üç olarak gösterilen öç alma tanrıçaları Erinys’lerin doğumunu Hesiodos şöyle anlatır: Kronos anası Gaia’nın verdiği tırpanla Uranos’un hayalarını keser (Theog.276vd.):

Koca Uranos geldi kara geceyle,

indi yere arzudan yanıp tutuşarak,

yaklaşıp sardı toprağı boydan boya.

Ama pusuda bekleyen oğlu

uzattı sol elini ve sağ elindeki tırpanla

koskoca, upuzun, sivri dişli tırpanla

biranda kesti babasının hayalarını

ve kaldırıp attı arkasından bir yere.

Ama boş değildi elinden savrulup giden:

Kanlar fışkırıp saçıldı içinden

ve hepsi gömüldü kaldı toprağın bağrında,

ve bunlardan gebe kalan toprak yıllar sonra

doğurdu yaman Erinys’leri, öç tanrıçalarını.

Bu tanrıçalarla birlikte Devlet ve Orman perileri doğmuştur, der Hesiodos. Sayılarını ve isimlerini vermez. Sonraları Erinys’lerin üç kadın ve adlarının da Alekto, Tisiphone, Megaira olduğu kabul edilmiştir.

Erinys’ler suçu işleyenin ve özellikle adam öldürenin peşine takılan köpekler diye düşünülür; bu köpekler dişidir, kan kokusunu hemen alıp koşarlar ve peşine takıldıkları suçluyu sonsuzca kovalayarak çıldırtırlar. Erinys’lerin en çok rol oynadıkları şiir eseri Aiskhylos’un “Agamemnon”, “Khoephoroi” ve “Eumenides” trilogia’sıdır. Bu eşsiz tragedya anıtında son oyun Erinys’lerin adını taşımaktadır, ne var ki Yunanlıların sık sık başvurduğu “euphemismos” denilen bir dil çaresiyle Erinys’lere “Eumenides” yani “iyi niyetliler” adı takılmıştır. Bundan amaç, amansız tanrıçaları yatıştırmak, kötülüğü iyiliğe çevirmelerini sağlamaktır. Aynı görüşle, sert ve tehlikeli olarak bilinen Karadeniz’e “Pontos Eukseinos” yani konuksever deniz denirdi. Eumenides tragedyasında babası Agamemnon’u öldüren anası Klytaimestra’dan öç alan Orestes’in peşine takılan Erinys’ler sonunda birer af tanrıçasına dönüşürler, Orestes de böylece suçundan ve çektiği vicdan azabından arınmış, kurtulmuş olur. Bu sürecin nasıl sahneye konduğu üzerinde durmadan “suç” kavramını incelememiz gerek.

İnsan ne zaman suç işler, yani adam öldürür? Yunan efsanesinde adam öldürme çokluk bir yanılgı sonucunda olur: Ate tanrıça insanı gaflete düşürür ve insan istemeyerek, kimi zaman bilmeyerek öldürür, kan döker. Bir de kan davası güderek, kısas kurallarını uygulayarak adam öldürür. Her iki halde de suçundan arınmak için çareler vardır, insan tanrılara yakarmak, kurbanlar kesmekle affını sağlayabilir. Zeus’un kızları sayılan Litai (Yalvarı) tanrıçalar suçlular adına aracı olurlar, Zeus’tan bağışlamayı elde ederler (Yalvarırlar). Suçtan arınma yalnız tanrılar katında değil, insanlar arasında da mümkün olmalıydı; Homeros dünyasında bu suçun cezası bizim hak ve hukuk anlayışımıza göre hafiftir: Yurdunda adam öldüren yurdu için bir pislik, bir uğursuzluk sayılır, bu yüzden de sürülür, kendisi gidip sığınacak bir yer bulmalı, kendisini arındırmayı göze alan bir temiz adam bulmalı ve ona hizmet etmelidir. Homeros destanlarında adı geçen birçok ünlü yiğitler suç işlemiş kişilerdir. Sürgünde yaşarlar, ama konukları seven ve koruyan Zeus tanrının kolu kanadı altında bulunduklarından sürgünleri tatlı gelir onlara. Bunlardan biri Patroklos, öbürü de Akhilleus’un lalası Phoiniks’tir. Her ikisi de yurtlarından kovulmuş, Peleus’un yanına sığınmış kişilerdir (Patroklos, Phoiniks). Ne var ki işledikleri suçlar Erinys’lerin kovalamasını gerektirmez. Öç köpekleri herhangi bir adamı öldürenlerin peşine takılmaz, onlar babasını ve özellikle anasını öldüren suçluyu kovalarlar. Yunan mythos’unda ünlü bir baba, bir de ana katili vardır: Oidipus’la Orestes. Oidipus babası Laios’u bilmeyerek öldürür, gördüğü ceza korkunçtur, oysa Orestes bile bile öldürür anası Klytaimestra’yı. Alkmaion gibi o da babasının kanına giren anasını öldürür, ama suçu Alkmaion’unkinden daha da ağırdır, çünkü daha hesaplı, daha bilinçlidir (Alkmaion).

Agamemnon tragedyasında Mykene kralıyla birlikte Troya’dan dönen bilici Kassandra, Aigisthos’la Klytaimestra’nın cinayet hazırladıklarını sezer ve bu sezgiyi şu sözlerle dile getirir (Ağam. 1186 vd.):

Bir koro var ki, hiç ayrılmıyor bu evden,

tek sesli söylüyor ezgilerini,

ama sesi kulağa hoş gelmiyor,

övgü değil çünkü söyledikleri,

insan kanı içmiş yüreklenmek için,

evet, insan kanı içmiş

bu evde oyalanan koro.

Zor atarsın onu bu konaktan:

Aynı soyun Erinys’leri bunlar.

Piyesin sonunda sahnede Agamemnon’la Kassandra’nın yan yana yatırılmış ölüleri görülür. Mykene’de yönetimi ele alan çift kendi ölülerinin öcünü almak için kralı ve Troyalı tutsağını öldürmüşlerdir. Bunların öcünü alacak kuşak da yetişmekte, yedi yıl sonrasını gösteren “Khoephoroi” (Sunu taşıyan kızlar) adlı tragedyada Orestes öç alıcı olarak anasının karşısına dikilmektedir. Klytaimestra oğlunun ne amaçla geldiğini anlayınca, urbasını yırtıp memesini gösterir ve Orestes’in ayaklarına kapanarak yalvarır. Ana oğul arasında şöyle bir konuşma geçer (Khoe. 922 vd.):

Klyt. —Ananı mı öldüreceksin, yavrum benim?

Or. —Seni ben değil, kendin öldüreceksin.

Klyt. —Ama bak, ananın kinli köpeklerinden sakın

Or. — Ya babamınkilerden nasıl kaçarım senden sakınırsam?

Klyt. —Diriyken boşuna mı yakarıyorum bir mezara karşı?

Or. — Babamı öldürdün ya, senin de ölmen gerek.

Klyt. — Demek bir yılan doğurmuş, büyütmüşüm ben.

Orestes anasını öldürür, daha önce Algisthos’u da vurmuştu, sahnedeki kapı açılıp ge ne ikisinin ölüsü görülür. Orestes eylemini haklı gösterir: Evet, der, anamı öldürdüm, ama o da babamı öldürmüştü, tanrıların tiksindiği pis bir kadındı anam, oysa benim elime güç katan, Pytho tanrısı Loksias’tır, yani Apollon’dur. Böyle konuşurken, birdenbire yanı başında kara urbalı kadınlar belirir, bakar ki Gorgo yüzlü, saçları yılanlarla örülmüş Erinys’ler bunlar. Ellerinden taptaze kan damlamakta. Orestes bağırır, çağırır ve deli gibi atar kendini dışarıya. Koro yakınır. Atreus’ tan bu yana üçüncü ölüm kasırgasıdır bu. Sonu nereye varacak? Ate’nin öfkesi dinecek mi?

Üçüncü “Eumenides” tragedyası Delphoi tapınağının önündeki bir sahneye açılır:

Apollon’a sığınmış olan Orestes evrenin göbeği sayılan taşın üstüne yıkılmış, yalvarmaktadır. Erinys’ler korkunç hırıltılarla dört dönmektedir çevresinde. Apollon gelir, onları uyutur, derken Klytaimestra’nın tayfı dürter, uyandırır köpekleri, Apollon oklarıyla onları kovduktan sonra sahne değişir ve Atina’daki Akropolis görülür. Orestes’in davası Athena’nın tapınağı önünde görülecektir bu kez. Tam bir mahkeme sahnesidir bu. İki hak ve hukuk anlayışının çarpıştığı bir mahkeme: Geleneksel kısas kurallarını simgeleyen Erinys’ler, kendini ve eylemini savunan bir insanla karşı karşıya gelip tartışmaktadırlar, sonuç mahkemenin vereceği oylara bağlıdır. Orestes Athena tanrıçanın verdiği bir oy fazlasıyla beraat eder. Böylece tanrı kararı, kader ağırlığı yerine insanların mahkemesi, yani Areopagos kurulmuş olur. Tragedyanın sonunda yenilgiye uğrayan Erinys’ler korosu öfkeyle çekilmek üzeredir ki, Athena onları Atina’nın koruyucuları olarak şehirde kalmaya çağırır, buna karşılık Atina halkından sonsuz saygı göreceklerdir. Erinys’ler değişir, iyi niyetliler diye çıkarlar ortaya, bunun simgesi eski hukukla yeni hukuk anlayışının birleşmesi olsa gerek. Erinys’ler bundan böyle Atina’ya bet bereket saçacak tanrıçalar olarak intikamı değil, adaleti gerçekleştireceklerdir. Aiskhylos’un, Atina din ve devlet anlayışını yüceltmekte ve yeni yeni kavramlar kurup, onları canlandırmaktaki ustalığı bu üçlüde en yüksek zirvesine erişmiştir.

Zaman geçince, Erinys’ler, insanları yeraltında cezalandıran tanrıçalar olarak görülmeye başlar. Eski metinlerde beliren bu inanış Vergilius’un “Aeneis” destanında dile gelmektedir: Erinys’leri Tartaros’un dibinde ruhlara ellerindeki kamçılar ve yılanlarla korku salıp eziyet eder görürüz. Cehennem kavramına yaklaşan bu görüşler Roma mythos ve şiirinde Etrüsk etkisiyle gelişmiş olabilir.

Eriphyle.
Argos kralı Talaos’un kızı ve Adrastos’un kızkardeşi. Thebai efsane çemberiyle ilgili öyküsü Adrastos, Amphiaraos ve Alkmaion adları altında anlatılmıştır.

Eris.
Ne kadar belalı tanrı ve tanrıça varsa, ölüm ve yıkım getiren ne kadar varlık varsa hepsi Nyks (Gece)’ten doğmadır. Kavga tanrıça Eris, İhanet, Karasevda ve İhtiyarlık gibi tanrılaşmış kavramlardan hemen sonra gelir doğum sırasında. Hesiodos ona “azgın yürekli” der ve kendi doğurduğu varlıkları sayar (Theog. 226 vd.).

Sonra da ikinci eseri “İşler ve Günler” de iki kavga ayırır, biri insana zararlı, biri faydalı ve şöyle tanımlar ikisini de (İşi. 11 vd.):

İki türlü kavga vardır bu dünyada,

biri övülmeye değer, öteki kötülemeye.

Özden apayrıdır bu iki kavga,

insanı kanlı savaşa götürür birisi,

kötüsü, hiçbir ölümlü sevmez onu.

Zorla girer bu kör dövüşüne

ölümsüzlerin zoruyla, buyruğuyla.

Öteki kavgayı daha önce doğurdu yüce

Karanlık.

Göklerdeki tahtında oturan Kronos oğlu

toprağın özüne kattı onu.

İnsanlara yararlıdır o kavga,

O kavga ki eli tutmaz insanları bile işe

sürükler.

Hesiodos’un bu kavgasına rekabet ya da ekmek kavgası demeli. Yaşamın özünde görür onu Hesiodos ve kardeşine kötü değil de iyi kavgadan yana gitmesini öğütler.

Eriş, Üç Güzeller yarışmasında da bir rol oynar, Peleus’la Thetis’in düğününe hır çıkarmasın diye çağrılmadığı için altın elmayı tanrıların düğün sofrasına atar da, üstüne “en güzeline” yazdığı altın elmanın kime verileceği kararı Paris’in yargısına bırakılır (Paris). Bu kavga Troya savaşı gibi yüce bir çatışmanın kaynağıdır.

Eros.
Eros, ilkçağın en eski metinlerinden beri evrende birleşme ve üretmeyi sağlayan doğal bir güç olarak karşımıza çıkar. Hesiodos yaratılışı anlatırken Khaos’tan hemen sonra Eros’u sayar, onun etkisini insan dünyasında açıkça gördüğü halde, ilk tanrılar arasına nasıl yerleştireceğini iyice bilemez, ama bu evrensel ilkeyi gene de saymış olmak için şöyle der (Theog. 116 vd.):

Khaos ‘tu hepsinden önce var olan,

sonra geniş göğüslü Gaia, Ana Toprak…

Ve sonra Eros, en güzeli ölümsüz tanrıların,

o Eros ki elini, ayağını çözer tanrıların,

ve insanların da, tanrıların da ellerinden

alır

yüreklerini, akıl ve istem güçlerini.

Ama daha sonra, Eros’un devler, Titanlar gibi azman yaratıkların birleşmesinde ne gibi bir rol oynadığını tanımlamakta güçlük çeker, giderek “parthenogenesis”, yani kendi kendiliğinden doğurma ilkesini bazı tanrısal varlıklar için sürdürür. İlkçağın en içli ve bilinçli aşk şairi Sappho da Hesiodos’a benzer bir tanımlama verir:

Gene Eros, elimi, kolumu çözen,

hem tatlı hem acı Eros,

o karşı gelinmez yaratık

sarsıyor beni.

Hesiodos’tan başka theogonia ve kosmogonia’larda da Eros’a yer ayrılır. Orfizm denilen ve şair Orpheus’tan geldiği ileri sürülen mistik akımda da Eros’un dünyayla birlikte kaos’tan çıktığına, yahut da Gece’den doğma evren yumurtası ikiye bölünüp yarı kabuğundan gök, yarı kabuğundan toprak ortaya çıkınca, Eros’un da doğduğuna inanılmaktadır.

Platon’un “Şölen” adlı diyalogunda herkes kendine göre sevginin tanımlamasını yaptıktan sonra, Sokrates bir kadın bilici, Mantineia’lı Diotima’nın görüşlerini anlatır. Diotima’ya göre Eros bir tanrı bile değildir, ölümlüyle ölümsüz arası bir varlık, Yunanlıların “daimon”, bizim “cin” diyeceğimiz bir yaratıktır. Eros’un doğuşunu anlatmak için yepyeni bir efsane uydurulur: Yoksulluk tanrıça (Penia) ile Bolluk tanrı diye çevirdiğimiz, aslında her derde deva, hüner anlamına gelen Poros’un oğluymuş. Sevgi’nin karakterini anasıyla babası arasındaki karşıtlığın sonucu olarak şöyle anlatır: “Bollukla Yoksulluktan doğan Sevgi’nin talihi de ona göre olmuş. Sevgi her şeyden önce her zaman yoksuldur, çoklarının sandığı gibi hiç de öyle ince ve zarif değildir, tersine kabadır, pistir, evsiz, barksız, yalınayaktır, açıkta, dağda, bayırda, kapı önlerinde, yol köşelerinde yatar, kalkar. Ne yapsın, anasına çekmiş, yoksulluktan kurtulamaz. Babasına çeken tarafıyla da hep güzelin, iyinin peşindedir, yürekli, atılgan, dayanıklıdır, yaman avcıdır, hep tuzaklar kurar, fikirlere, buluşlara düşkündür, büyücülükte eşsizdir. Aslında ne ölümlü, ne ölümsüzdür. Bakarsın aynı günde bolluk içinde gelişir, yaşar, birdenbire de ölür, sonra yine babasının tabiatı gereği bir çaresini bulup dirilir. Bir şeyin eline geçmesiyle elinden kaçması bir olur. Öylece Sevgi her zaman ne yokluk içindedir, ne de varlık içinde” (Şöl. 203c, d). Sevgi’nin hiçbir zaman kanmadığı, hep arayan, arzulayan bir duygu olduğu dile getirilmiş oluyor bu parçada.

Başka efsanelerde Eros’un Aphrodite ile Hermes’in oğlu, ya da Eileithyia veya İris’in çocuğu olduğu söylenir. Uranos’lu Aphrodite’nin Hermes’le birleşmesinden Eros doğmuş, Dione’nin kızı Aphrodite’den de Anteros (karşılık aşk). Bu efsaneler Eros’un özündeki çok yönlülüğü dile getirmek için sonradan uydurulmuştur. Ne var ki hiçbir tanrı Eros gibi zaman ve mekâna göre değişik biçimlerde yansıtılmamıştır, hiçbir tanrı Eros kadar şairlere konu olmamıştır. Böylece Eros tanrı evrensel bir ilkeden, insanları oklarıyla kovalayan ve yaralayan kanatlı, alaycı ve yaramaz, giderek tehlikeli bir çocuk biçimine girmiş, bu biçimle de günümüze kadar gelmiştir. İskenderiye sanatıyla başlayan bu Eros simgesi Roma’da Amor-Amores diye epey tutunmuş, şiirde olduğu kadar resimde de iz bırakmış ve Rönesans’ta ikinci ve çok canlı bir gelişme görmüştür.

Eros’u ele alan en güzel efsanelerden biri Apuleius’un “Eros ile Psykhr” masalıdır. Sembolik bir anlam taşıyan bu masal Psykhr başlığı altında anlatılmıştır.

Eryks.
Üstünde ünlü bir Aphrodite tapınağı bulunan Sicilya dağına adını veren efsanelik kral. Aphrodite ile Poseidon’un oğlu olduğu da söylenir. Adı Herakles efsanesine karışmıştır: Geryoneus’tan aşırdığı sürüleri götürürken Herakles bu Eryks’e rastlamış. Eryks yiğide meydan okumuş, güreşmişler ve Herakles Eryks’i öldürmüş, ama krallığına el koymayıp akrabalarından birinin günün birinde oraya yerleşeceğini söylemiş ve öyle olmuş: Tarihsel çağlarda Dor’lardan bir grup Eryks dağına yerleşmişler.

Erymanthos.
(1) Apollon tanrının oğlu. Adonis’le seviştikten sonra Aphrodite’yi hamama girer görmüş, bu yüzden gözleri kör olmuş. Oğlunun öcünü almak için Apollon da bir yaban domuzu olup Adonis’i vurup öldürmüş.

(2) Arkadya’da akan bir ırmakla aynı bölge deki bir dağın adı. Yaban domuzlarının çok olduğu bu bölgede Artemis avlanmayı severdi. (Od. VI, 103). Herakles de efsanelik yaban domuzunu öldürmüş (Herakles).

Erysikhton.
(1) Thessalia kralı Triopas’ın oğlu, ya da kardeşi. Tanrılardan korkmaz, taşkın bir adammış. Günün birinde Demeter’e adanmış bir koruluğu kesmeye kalkışmış, tanrılar işmarlarla onu alıkoymaya çalıştıkları halde, Erysikhton hiç aldırmamış, ağaçları bir bir kesmiş. Demeter de onu dinmeyen bir açlığa çarpmış. Erysikhton ne yese doymuyormuş, varını yoğunu yiyip bitirdikten sonra, kendi kendini de yemiş.

(2) Kekrops’la Aglauros’un oğlu, Atina’lı kahraman. Delos’taki Apollon Tapınağına gitmiş, Eileithyia’ nın eski bir heykeliyle dönerken, yolda ölmüş.

Erythion.
Geryon’un öküzlerini bekleyen sığırtmaç. Herakles bu sürüleri çalmak için Erythion’u da, sürülerin bekçisi köpek Orthos’u da öldürür (Hes. Theog. 292).

Esîr.
Bkz. Aither.

Eteokles.
Oidipus’la İokaste’nin oğlu, Polineikes’in kardeşi (Tab. 19). Kral Oidipus Thebai’den kovulunca, Eteokles’le Polyneikes aralarında bir anlaşma yaparlar: Her yıl biri kral olacaktır. İlkin tahta oturan Eteokles’tir. Polyneikes de şehirden ayrılır. Bir yıl sonra hakkını aramaya gelince, Eteokles yönetimi ona vermeye razı olmaz. Bunun üzerine Polyneikes Argos kralı Adrastos’a başvurur (Adrastos). Thebai’ye karşı sefere hazırlanan Yediler ordusu saldırıya başlamadan aralarından Tydeus’u elçi olarak gönderirler, ama Eteokles gene anlaşmaya yanaşmaz. Bunun üzerine saldırı başlar. Eteokles Polyneikes’le teke tek savaşta can verdikten sonra, Thebai’de törenle gömülür, oysa Polyneikes mezardan yoksun bırakılır (Antigone). Epigon’ların Thebai’ye saldırısı sırasında Eteokles’in oğlu Laodamas kraldır.

Euadne.
İphis’in kızı Kapaneus’un karısı, kocasının odun yığınına atılarak, onunla birlikte yanar (Kapaneus).

Euenor.
Atlantis’in yerlisi (Atlantis).

Euenos.
Tanrı Ares’in oğlu, Aitolia kralı. Kızı Marpessa’ya bir talip çıktıkça babası onu öldürür ve kafasını Poseidon tapınağına asarmış. Sonunda Marpessa’yı İdas kaçırır, Euenos da peşine takılır, ama İdas tanrı Poseidon’dan kanatlı bir araba aldığı için onu yakalayamaz. Euenos atlarını vurduktan sonra kendini orada akan bir ırmağa atar. Irmak Euneos adını alır (İdas, Marpessa).

Eumaios.
Eumaios, Odysseia’da önemli bir rol oynayan İthake’li bir domuz çobanıdır. Odysseus uzun serüvenlerinden sonra yurduna ilk ayak bastığında Eumaios’un yaptığı ve yönettiği ahırlara gider ve babasının sadık uşağı olan bu “tanrısal” çobanbaşı ile buluşur. Eumaios ihtiyar bir dilenci kılığında olan Odysseus’u konuklamak, ağırlamakla kalmaz, konuğunun özlemini çektiği efendisi olduğunu anladıktan sonra da talipleri öldürmekte, malını, mülkünü yeni baştan ele geçirmekte yardımcı olur ona. Odysseus’un sütninesi Eurykleia kadar sevimli, cömert ve akıllı bir kişidir. Odysseus’la aralarındaki konuşmalar Odysseia romanının gerçekçi yanını ve zamanın yaşama koşullarını açığa vurup yansıtan değerli belgelerdir.

Odysseus domuz çobanının kulübesine gelince, Eumaios onu saygıyla karşılar, ona bir döşek serer, yemek verir ve dilenci pozunda olan efendisinin uydurduğu hayat hikâyesini dinledikten sonra, kendisinin de bir kral oğluyken nasıl kaçırılıp İthake’ye getirildiğini anlatmaya koyulur. Eumaios’un anlattığı bu öykü ilginç bir roman ve o zamanki Akdeniz çevresinde ise yoğun bir gidiş geliş olduğunu açığa vurur (Od. XV, 389 vd.).

Eumolpos.
Poseidon’un oğlu, Trakya kralı. Atina ile Eleusis arasında kopan savaşa karışır, bu savaşta Atina kralı Erekhteus elinden öldürülür (Erekhteus). Eumolpos Eleusis myster’lerinin kurucusu olarak tanınır. Eleusis başrahipleri “Eumolpides” adını benimsemiş ve atalarının Eumolpos olduğunu kabul ederlerdi.

Euneos.
Euneos, İason’un Argonaut’lar seferinde Lemnos adasına varınca Hypsipyle’den olan oğludur (Argonautlar, Hypsipple). Troya savaşına kendi katılmadığı halde, Akha’lara Lemnos şarabı gönderir (İl. VII, 467 72). Akhilleus esir aldığı Priamos oğlu Lykaon’u Euneos’a satar (Lykaon).

Eunomia.
Themis’le Zeus’un kızı, Hora’lardan biri (Themis, Hora’lar).

Eunomos.
Kalydon kralı Oineus’un sarayında şarap sunan delikanlı. Herakles’in ellerini yıkarken Eunomos yanlışlıkla suyu yiğidin ayaklarına dökmüş, Herakles de çocuğa bir tokat atacak olmuş. Ama tokadı o kadar sert indirmiş ki çocuk ölmüş. Babası yiğidi bağışladığı halde, Herakles kendi kendine ceza vermiş, karısı Deianeira ve oğlu Hyİlos’la birlikte Kalydon’dan göçüp Trakhis’e yerleşmiş.

Euphrates.
Fırat nehrinin adını açıklamak için uydurulmuş bir efsane: Euphrates adlı bir adam varmış, günün birinde oğlunu karısının yanında uyur görmüş ve onu bir yabancı sanarak öldürmüş, sonra da yanlışlığını anlayarak kendini nehre atmış. O zamana kadar Medos adını taşıyan nehre, içinde boğulan Euphrates’in adı verilmiş.

Euphrosyne.
Adı sevinç, neşe anlamına gelen Euphrosyne üç Kharit’lerden biridir (Kharit’ler).

Europa.
Poseidon’la Libya’nın oğlu, Fenike kralı Agenor’un kızı Europa tanrılar tanrısı Zeus’un sevgisini kazanmakla ölmez bir ün salmış, bütün bir kıtaya adını vermiştir (Tab.11). İo’nun serüvenine benzer bir serüven yaşayan Europa’nın öyküsünü Edith Hamilton’un Ülkü Tamer’ce yapılmış çevirisinden okuyalım (Varlık yayınları, s. 53).

(Bu öykü, III. yüzyılda yaşamış İskenderiye’li bir şairin, Moskhos’un şiirinde anlatılır).

Zeus’la sevişmesi yüzünden adı coğrafyaya geçen tek kadın İo değildir; Europa’nın ünü daha da yaygındır. İo’nun yıllarca acı çekmesine karşılık Europa, bir boğa sırtında denizler aşıvermenin yarattığı birkaç saniyelik şaşkınlık ve korku bir yana bırakılırsa, hiç üzülmemiştir denebilir. Europa’nın Zeus’la seviştiği sıralarda Hera nerelerdeydi, bilinmiyor. Bilinen bir şey var: Tanrılar tanrısı, gamsız, tasasız, gönlü ne dilerse onu yapıyordu.

Zeus bir ilkbahar sabahı gökteki sarayında oturmuş, tembel tembel yeryüzünü gözetliyordu. Gözleri, ansızın, kendisi için çok ilgi çekici bir yaratığa ilişti. Güzel Europa, uykudan uyanmış, gördüğü düşü yorumlamaya çalışıyordu. İki kıta, kadın kılığında, kendisini paylaşmak istemişlerdi düşünde. Europa’yı doğurduğunu ileri süren Asya, onu kendisi almak istemişti. Öteki kıta ise, Zeus’un Europa’yı kendisine verdiğini söylemişti.

Gördüğü bu garip düşü yorumlayamadı Europa; kendi yaşındaki kız arkadaşlarını topladı; deniz kıyısındaki çiçek tarlasına gittiler. Orada oyunlar oynarlar, sepetlerini çiçeklerle doldururlardı. Hepsi de bilirdi ki, en güzel sepet Europa’nın sepetidir… Hephaistos yapmıştı o sepeti. Üstünde İo’nun öyküsü, inek oluşu, Argos’un öldürülüşü, sonra Zeus’un İo’yu yeniden kadın kılığına sokusu çiziliydi.

Yalnız sepetler mi, içlerini dolduran çiçekler de ne kadar güzeldir… Nergisler, sümbüller, menekşeler, kırmızı yaban gülleri… Aşk tanrıçası, Kharit’lerin arasında nasıl ışıldarsa, Europa da yaşıtları arasında öyle ışıldıyordu.

Zeus onu görünce dayanamadı. Zaten aşk tanrıçası Aphrodite, oğlu Eros’a söylemiş, o da oklarından birini Zeus’un kalbine saplamıştı. Hera uzaklardaydı o sırada; ama Zeus yine de ne olur, ne olmaz diye korktu. Bir boğa kılığına girdi, Koyu kahverengi, kaşları yerinde gümüş yaylar çizili, boynuzları yeni ayın görünüşüne benzeyen güzel, çekici bir boğa olup çıktı. Çiçek toplayan kızların arasına indi. Yaşıtları gibi, Europa da boğayı görünce dayanamayıp yanına geldi. Onu sevdi, okşadı.

Hemen eğildi boğa. Sanki Europa’nın, sırtına binmesini ister gibiydi:

Sırtına bindirip gezdirecek bizi,

Öyle tatlı, öyle güzel bir boğa ki bu,

Hiç boğaya benzemiyor, iyi bir insan gibi

Yalnız konuşmuyor.

Europa, gülümseyerek, boğanın sırtına oturdu. Ötekilerin de binmesine fırsat vermedi Zeus fırlattığı yıldırımların hızıyla denize daldı. O ilerledikçe dalgalar iki yana açılıyordu. Yanlarında, önlerinde, arkalarında garip deniz tanrıları Nereid’ler, borulannı öttürerek Tritonlar ve Zeus’un kardeşi Poseidon gidiyordu.

Sulardan, gördüğü yaratıklardan korkan Europa, düşmemek için bir eliyle boğanın kocaman boynuzunu tutarken, öteki eliyle de, ıslanmasın diye mor eteğini topluyordu. “Bu boğa olsa olsa bir tanrıdır” diye düşünüyordu. Sonunda dayanamadı; kendisini ıssız bir yerde tek başına bırakmaması için boğaya yalvardı. Boğa, cevap vererek kendisinin tanrılar tanrısı Zeus olduğunu, ona tutulduğunu, Girit adasına gittiklerini söyledi.

Bir süre sonra Girit’e ayak bastılar. Orada Mevsim’ler karşıladı kendilerini. Seviştiler; çocukları oldu. Europa’nın oğullarından ikisi, Minos ve Rhadamanthys, yeryüzünde öyle tarafsız davrandılar ki, ölümlerinden sonra ölüler ülkesine yargıç yapıldılar. Ama Europa, mitologya’da oğullarından daha önemli bir yer tutar.

Euros.
Şafak tanrıça Eos’la Astraios, ya da Typhon’dan doğduğu söylenen dört ana rüzgârdan biri. Güneybatıdan eser, bizim keşişleme dediğimiz rüzgârdır.

Eurybie.
Hesiodos’un Theogonia’sında Pontos’la Gaia’dan, yani denizle topraktan doğmuş,Eurybie, Nereus, Phorkys, Thaurnas ile Keto’nun kız kardeşidir (Tab. 6). Titan’lardan Krios’la birleşip, Astraios, Pallas ve Perses’i doğurur.

Eurydike.
Orpheus’un karısı, ağaç perisi. Serüveni için bkz. Orpheus.

Eurykleia.
Odysseus’un sütninesi. Odysseia’nın başında Telemakhos’u yatak odasına götürürken şöyle tanıtılır bize (Od. I, 425 vd.):

Telemakhos gidiyordu yatmaya, düşüne

düşüne.

Eurykleia, Peisenor oğlu Ops’un kızı,

çevresinde onun dört döne döne,

çerağlar tuttu yoluna pırıl pırıl,

Onu Laertes parasıyla satın almıştı çok

eskiden,

körpecik bir kızken almıştı yirmi sığıra

karşılık,

sayardı onu sarayında asıl karısı gibi,

ama yatağına almamıştı bir kere olsun,

ödü kopuyordu karısının öfkesinden.

İşte bu Eurykleia’ydı çerağı tutan,

Telemakhos’u en çok seven de oydu,

bebekken dadılığa başlamıştı Telemakhos’a

bakmıştı ta çocukluğundan kocaman

oluncaya dek.

Eurykleia, Odysseia’da günlük hayatı yansıtan en canlı bazı sahnelerin kahramanıdır: Telemakhos’un yolculuğunu o hazırlar, gittiğini o bilir ve Penelopeia’dan saklar (Od. II, 347-380); dilenci kılığında İthake sarayına gelen Odysseus’un ayaklarını yıkarken eski bir yara izinden onu tanır (Od. XIX, 350-507); taliplerin ve özellikle hizmetçilerin cezalandırılmasında önemli bir rol oynar (Od. XXII, 391-492). Evin kâhyası, bekçisi, büyüğüdür, Odysseus’un sarayında oynayan dramın en sevimli kişisidir.

Eurylokhos.
Odysseus’un yoldaşlarından biri. Kirke’nin konağına gidecek grubun başına seçilir, ama büyücü kadının kurduğu tuzağa düşmez ve geri gelip Odysseus’a Kirke’nin arkadaşlarını domuza çevirdiğini haber verir (Od. X, 205 vd.); ölüler ülkesinin açıldığı çukur başında kurban keser (XI, 23 vd.); gemileri Seiren’lerin önünden geçerken, Odysseus’u direğe iki kat bağlar (XII, 95 vd.), ama Güneş’in ineklerini yemeyi o salık verir arkadaşlarına ve bu yüzden de tanrıların lanetine uğrayarak Odysseus’un bütün tayfasıyla birlikte can verir (XII, 339 vd.).

Eurymakhos.
Polybos’un oğlu Eurymakhos, Odysseus’un karısı Penelopeia’nın talipleri arasında başta gelenlerdendir. Şöyle tanımlanır (Od. XV, 519 vd.):

Eurymakhos’tu adı, yiğit Polybos’un parlak

oğlu,

lthake’liler şimdiden bir tanrı gözüyle

bakarlar ona,

taliplerin en iyisidir gene de.

Antinoos’la birlikte Eurymakhos taliplerin en ciddiye alınması gerekenidir (Od. XV, 17):

Penelopeia’yı babası ve kardeşleri

kışkırtırlar Eurymakhos’a varsın diye,

ağırlığı en çok talipler arasında o artırır

çünkü.

Antinoos’a kıyasla biraz daha efendi, daha nazik ve terbiyeli bir adam gibi davranır: Penelopeia’yı yatıştırır, oğlunun canına kıyılmayacağını söyler (Od. XVI, 434 vd.), onu pohpohlar, en güzel armağanlardan birini verir (XVIII, 295 vd.) ama bütün bunlar yalan ve yapmacıktır, o da Odysseus’un varlığını sömürmeye bakar, Telemakhos’u ilk fırsatta öldürmeye ve Penelopeia’nın hizmetçisi Melantho ile seviştiği halde, bir an önce kraliçeyle evlenmeye. Dilenci kılığında saraya gelen Odysseus’a o da kötü davranır, kafasına bir tokmak atar (XVIII, 396). Yay germe yarışmasında Antinoos’la ikisi en sona kalırlar, ama başaramazlar (XXI, 186 vd.); Odysseus kendini belli edip meydan okuyunca, Eurymakhos önce bütün suçu Antinoos’a yükleyip pazarlığa girişmek ister (Od. XXII, 60 vd.), Odysseus onu da bir okla yere serer ve öldürür.

Eurymedon.
İlyada’da iki Eurymedon’un sözü edilir, biri Agamemnon’un seyisi, öbürü Nestor’un seyisidir.

Eurynome.
(1) Okeanos’la Tethys’in sayısı üç bini bulan kızlarından biri. Hesiodos’un “Theogonia”sında anlatıldığına göre (Theog. 906-910):

Okeanos kızı Eurynome ile evlendi

Zeus

güzelliği, görenleri büyüleyen uyum

tanrıçayla;

Üç kızı oldu ondan, Kharitler, Üç Güzeller:

Aglaie, Euphrosyne ve sevimli Thalia,

(Kharitler).

(2) Penelopeia’nın yanında bulunan kâhya kadın. İthake kraliçesi onu yanından ayırmaz, onunla konuşur, ona dert döker, kendine bakması için öğütler verir. Penelopeia’nın çevresinde asıl hizmet gören odur, dilenci kılığında uykuya yattığı zaman Odysseus’un üstünü örter (Od. XX, 4), kendini tanıttıktan sonra yiğidi yıkayan, giydiren, Penelopeia ile gerdeğe girmeye hazırlayan odur (Od. XXIII. 154 vd.).

Eurypylos.
(1) Troya’da Akha’lardan yana savaşan Thessalia’lı önder. Troya’lılardan Hypsenor, Melanthos ve Apisaon’u öldürür. Paris’in kargısı altında yaralanır, ama Patroklos yardımına koşar.

(2) Kos (Istanköy) adasının kralı. Poseidon’un oğluymuş. Troya dönüşünde Herakles adaya uğrayınca Eurypylos ona karşı gelmiş, bu yüzden de öldürülmüş.

(3) Telephos’un oğlu. Telephos, yarası iyileşince, ne kendinin, ne de oğlunun

Akha’lara karşı savaşmayacağına söz vermişti. Ama Priamos’un kız kardeşi olan karısı, oğlu Eurypylos’u Troya’ya gitmeye kandırmıştı. Bunu bir armağan karşılığı yaptığı söylenir. Eurypylos, Akhilleus’un oğlu Neoptolemos’a karşı savaşır ve onun eliyle öldürülür. Bu çarpışmanın haberini, Odysseus ölüler ülkesinde karşılaştığı Akhilleus’un ruhuna iletir (Od. XI, 519 vd.).

Eurystheus.
Argos kralı Sthenelos’un oğlu. Herakles efsanesinde büyük bir rol oynayan kötü kişi. Eurystheus, Amphitryon’un amca oğlu ve onun gibi Perseus’un torunudur. Zeus, Alkmene’yi Herakles’ten gebe bırakınca, Perseus torunlarından ilk doğacak olanın krallık elde edeceğini bildirir. Hera da doğacağını bildiği Herakles’in kral olmasını önlemek için, Eurystheus’un yedi aylık doğmasını sağlar. Böylece Eurystheus Tiryns, Mykene ve Argolis bölgesine kral olur ve Herakles’i buyruğu altına alarak, onu bir sürü güç işler başarmaya zorlar. Herakles büyük kahramanlıklarını hep Eurystheus’un emriyle ve Eurystheus’un çıkarına yapar. Onu kıskanan aman vermez kral yiğide eziyet etmekten hoşlanmaktadır. Herakles öldükten sonra, Eurystheus soyunu Mykene’den kovar. Bir süre sonra Herakles oğullarının savaş ortağı olan Atina’ya karşı sefere çıkar, ama İoalos tarafından öldürülür. Zalim kralın kafası Alkmene’ye getirilince, gözlerini oymuş (Herakles, Alkmene).

Eurythion.
(1) Kentaur, yani at adamlardan biri. Lapith’lerden Peirithoos’un nişanlısını kaçırdığından, Kentaur’larla Lapith’ler savaşına yol açmıştı (Kentaur’lar).

(2) Kalydon savaşına katılan yiğitlerden biri. Kardeşi Phokos’u öldürdükten sonra Peleus Eurythion’un yanına sığınmış, onun eliyle arınmıştı, ama Kalydon avı sırasında kaynatasını da kaza ile öldürünce, başka yere göçmek zorunda kalır (Peleus, Aiakos).

Eurytos.
(1) Nerede olduğu iyice bilinmeyen Oikhalia şehrinin kralı, Herakles efsanesinde önemli bir rol oynayan kişi. Ok atmakta çok usta olan Eurytos’un dört oğlu, bir de İole adlı kızı varmış. Ok atmakta kendisini yenecek olana kızını vermeye ant içmiş. Herakles onunla boy ölçüşüp onu yenmiş, ama Eurytos sözünde durmamış, yiğidin, sürülerini çaldığını ileri sürmüş. Yalnız oğlu İphitos Herakles’ten yana çıkmış. Ne var ki birden çıldıran Herakles İphitos’u öldürmüş. Bunun cezası olarak da esir diye satılmış ve Omphale’nin sarayına düşmüş. Özgürlüğüne kavuşunca, Eurytos’un sarayına dönüp onu öldürmüş ve İole’yi ele geçirmiş (Herakles, İphitos, İole).

(2) Bir devin adı (Gigantlar).

Euterpe.
Musa’lardan biri, başı çelenkli, elinde bir flütle şenliklere, bayramlara katılır, neşe getirirmiş. Dionysos alaylarında da yeri vardır. Dithyrambos’u onun esinlediği söylenir (Musa’lar).

Evandrus.
Vergilius’un “Aeneis” destanında adı geçen kahraman. Romulus tepesinde Roma şehrini kurmadan orada Evandrus’un kurduğu Pallantea kasabası vardı. Burayı da Yunanistan’ın Arkadya bölgesinden gelme Evandrus (Yun. Euandros, iyi adam anlamına gelir) kurmuştu. Bölgeye uygarlık getirmiş, yerlilere okuma yazmayı öğretmiş, müzik ve yararlı bazı sanatları da yaymıştı. Ayrıca Latium Yunanistan’dan bazı tanrı kültlerini de getirmişti. Hercules buralara gelince, Evandrus onu Cacus’u öldürmüş olma suçundan arındırmış, tanrı oğlu olduğunu anlayarak Roma’nın yedi tepesinden Aventinus’la Palatinus arasında büyük bir sunak kurmuş. Onun için, bu sunak sonraları da Ara Maxima olarak gösterilirdi (Cacus). Evandrus Aeneas’ı, babası Ankhises’le konukluk bağları kurmuş olduklarını hatırlayarak, iyi karşılar ve oğlunu bir bölük askerle birlikte emrine verip Rutul’lere karşı savaşta yardımcı olmalarını sağlar (Aeneas).

Hakkında kutsalsozluk

Şuna da bir bak

B

Babys. Tanrı Apollon’la flüt yarışmasına girişen satyr Marsyas’ın kardeşi. Babys de kaval çalarmış, ama onun …

online alışveriş 

Web Tasarım  

Web Tabanlı Yazılım

Web Tabanlı Program

E-Ticaret sitesi fiyatları  

E-Ticaret sitesi  

sanal ofis  

sanal ofis ankara  

sanal ofis ankara  

Sanal ofis  

Hazır ofis ankara  

Kiralık ofis  

Sanal ofis  

Kiralık ofis  

Sanal ofis  

Yasal adres ankara  

Sanal Ofis  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

Ankara sanal ofis  

Sanal ofis  

Sekreterlik hizmeti  

Sanal ofis  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

sanal ofis ankara  

sanal ofis  

hazır ofis kiralama  

sanal ofis kiralama  

raf sistemleri  

sanal ofis   hazır ofis kiralama  

sanal ofis kiralama  

sanal ofis ankara  

sanal ofis ankara