Cuma , Ekim 18 2019

G

Gaia.
Homeros’ta hiç adı geçmeyen Gaia, Hesiodos’un Theogonia’sında dünyayı, yeri, evrensel bir öge olarak toprağı simgeler. Bir tanrıdan çok kozmik bir varlıktır Gaia, bütün öğelerin kaynağında bulunan ana ilkedir. Hesiodos bu yolda doğada ana ilkenin ne olduğunu tanımlamaya çalışan İonya düşünürleri gibi davranır. “Bütün ölümsüzlerin sürekli, sağlam tabanı” saydığı Gaia, evreni bir düzen yöntemine göre meydana getiren ve düzensiz boşluktan çıktıktan sonra dişi-erkek birleşme yoluyla evrenin kendisini ve tanrılarını yaratır. Tab.1’de gösterildiği gibi Gaia “parthenogenesis” (kendi kendine doğurma) prensibine göre Gök’ü, Dağ’ları ve Deniz’i yaratır; bu süreci şöyle anlatır Hesiodos (Theog. 126 vd.):

Toprak bir varlık yarattı kendine eşit:

Dört bir yanını saran Uranos, yıldızlı,

Gök’ü,

mutlu tanrıların sürekli, sağlam yurdunu

yüksek dağları yarattı sonra,

koyaklarında tanrılar oturan dağları.

Sonra denizi yarattı, ekin vermez denizi:

Azgın dalgalarıyla şişen Pontos’u.

Kimseyle sevişip birleşmeden yaptı bunu.

Sonra ilkin Uranos’la birleşip erkek ve dişi Titan’ları, Kyklop’ları ve Hekatonkheir’leri doğurur (Tab. 2). Bu doğurma sürecinden hemen sonra evrene egemenlik savaşının ilk belirtisi Uranos tanrının doğan çocuklarını Gaia’nın karnına gerisin geri tıkmasıyla baş gösterir (Theog. 154 vd.):

Böylesine korkunçtu Toprak’la Gök’ün

oğulları.

Babaları ilk günden iğrenmişti onlardan,

doğar doğmaz gün ışınına çıkaracak yerde

toprağın bağrına saklamıştı onları,

ve Uranos sürdürürken bu korkunç oyunu

koca Toprak inim inim inliyordu zorundan.

Son Titan oğlu Kronos’a babasının erkeklik uzvunu kestirdikten sonra Gaia bu kez kendi doğurduğu Pontos’la birleşir ve ondan Nereus, Thaumas, Phorkys, Keto ve Eurybie’yi meydana gelini (Tab. 6). Hesiodos’tan gayrı kaynaklarda adı geçen Nereus’tan deniz varlıklarını meydana getirir. Ama Gaia’nın öbür çocukları da aralarında birleşerek yersel ve göksel birçok varlıkların doğmasını sağlarlar; Bunların kimisi yıldız, yel ve gökkuşağı gibi görülen varlıklardır, kimisi de evrenin mitolojik yorumunun yarattığı simgesel tanrılar dır.

Gaia Uranos’un devrilmesini sağladığı gibi, tahta çıkardığı oğlu Kronos’un da devrilmesini sağlar. Çünkü Kronos babası Uranos gibi zorbaca davranır ve çocuklarını doğar doğmaz yutar. Karısı Rheia Zeus’a gebe kalınca Gaia ile Uranos’tan doğuracağı çocuğu kurtarma çarelerini sorar. Bu kez de Gaia kızına kaderi bildirmekle kalmaz – kader Uranos’un oğluna yenildiği gibi, Kronos’un da Zeus eliyle devrilmesidir – Kronos’u aldatmak çarelerini de gösterir ve Zeus’un

Girit’te bir mağarada gizlice doğmasını sağlar, Kronos’a da bir taş yutturulur (Kronos, Zeus). Gaia birinci kuşak devrimini hazırladıktan sonra, ikinci kuşak devrimini de yürütür: Zeus’a ne yoldan egemenliği elde edebileceğini o öğretir; çare Kronos kuşağından Titan’ları yenmek için Kyklop’ları ve Hekatonkheir’leri kurtarıp yardıma çağırmaktır.Zeus Gaia’nın dediğini yaparak devlere karşı savaşı gerçekleştirir ve Titanları devirerek dünya egemenliğini ele geçirir.

Gaia son olarak Tartaros’la birlikte Typhon’u doğurur (Typhon). Başka Theogonia’lara göre Tartaros’tan Ekhidna adlı bir kızı olmuş ve Poseidon’la da birleşerek Antaios devini doğurmuş (Antaios). Genellikle devler, azmanlar, canavarlar hep Gaia’dan doğma sayılır.

Zamanla Gaia’nın mythos’ta yeri ve önemi değişmiş, kozmik nitelikteki Ana Toprak, dinde daha belirli birer tanrıça olarak görülen, bir yandan Demeter, öte yandan Kybele gibi toprak ve bereket tanrıçalarına yer vermiştir. Gaia böylece daha kişisel ve insansal tanrıçalarla ya birleşmiş, ya da kozmik öğe olarak felsefe alanına girmiştir. Gaia Yunanistan’da birçok kehanet merkezlerinin esinleyicisi sayılır, örneğin Delphoi’ye Apollon’dan çok daha önce yerleşmiş bilinir (Apollon, Delphoi).

Galateia.
(1) Homeros ve Hesiodos’da adı geçen Nereus kızlarından biri. Adı “sütbeyaz” anlamına gelir. Çoban şiirlerinin ustası Theokritos’un XI. şiirinde sözü geçen bu Nereus kızına Sicilya’lı Kyklops Polyphemos vurgundur. Ama çirkinliğinden ötürü yanaşmaz Galateia’sına, Tepegöz’de şiirde bu güzel kıza olan aşkını ve aşkının karşılıksız kalmasından duyduğu acıyı dile getirir. Galateia’nın öyküsü şudur: Polyphemos’tan kaçan Nereus kızı tanrı Pan’ın (ya da Faunus’un) oğlu Akis’i sever, onunla buluşup konuşurlar. Bir gün Tepegöz Galateia’yı sevgilisinin kollarında uyur bulur, deliye döner, Akis’e kaçma fırsatını vermeden koca bir kaya kaldırıp kafasına indirir. Akis ölür. Galateia da sevgilisinin bir ırmak haline gelmesini sağlar.

(2) Lampros adlı bir adamla evli olan bir Giritli kadın. Lampros çok fakirmiş, karısının gebe olduğunu anlayınca, ona yalnız bir oğlu olursa besleyebileceğini, yoksa dağa bırakmak zorunda kalacağını bildirmiş. Kocası yokken bir kız çocuk doğuran Galateia çocuğunun cinsini kocasından saklamış ve kızı erkek kılığına sokarak büyütmüş. Adına da Leukippos demişler. Ne var ki genç kız olunca Leukippos o kadar güzelmiş ki kız olduğunu saklamak elden gelmezmiş artık. Büyük bir korkuya kapılan annesi onu Leto tapınağına bırakmış ve tanrıçadan kızını erkek yapmasını yalvarmış. Tanrıça dileği yerine getirmiş ve Leukippos’un cinsiyetini değiştirmiş (İphis).

Ganymedes.
Ölümlülerin en güzeli sayılan Ganymedes Dardanos soyundan, Troya kral ailesindendir (Tab. 17). Homeros onun serüvenini şöyle anlatır (İl. 230 vd.):

Erikhthoniostan Tros doğdu, Troyalıların

kralı.

Kusursuz üç oğlu oldu Tros ‘un da:

İlos, Assarakos, tanrılara denk Ganymedes.

En güzeliydi Ganymedes ölümlü insanların,

tanrılar kaçırdı onu Olympos ‘a

Zeus’a şarap sunan olsun diye,

dediler güzelliğiyle yaşasın tanrılar

arasında.

Ganymedes’e vurulup onu asıl kaçıran, ya da kaçırtan tanrı Zeus’tur.

Ganymedes’i İda dağının yamaçlarında sürülerini otlatırken görmüş de kuşu kartalı göndermiş delikanlıyı kaçırıp Olympos’a getirsin diye. Ya da kendi kartal biçimine girmiş ve oğlanı pençelerinin arasına alıp kaçırmış. Her neyse, karşılık olarak Zeus çocuğun babasına ölmez atlar armağan etmiş, Ganymedes’i de tanrılar sofrasında Hebe yerine şarap sunucusu olarak kullanmıştır.

Gece.
Bkz. Nyks.

Genius.
Türkçe “cin” sözcüğünün kaynağında bulunan Latince “genius” kavramı kişinin içinde doğup gelişen tinsel varlıktır. Doğum günü, Genius’un bayramıdır. Ama yalnız insanın değil, bir yerin, bir topluluğun da genius’u olabilir. Örneğin zifaf yatağının da genius’u vardır, görevi gerdeğe giren çiftin üretme gücünü artırmaktır. İnsandaki genius onu canlı, neşeli ve iyimser tutan güçtür. İnsan kendi ya da başkasının genius’u üstüne yemin eder. İmparatorluk çağında, imparatorun genius’u korkulur, güçlü bir varlık sayılır ve imparator nasıl öbür insanlar üzerine egemense, bu genius’un da bütün öbür genius’lara hükmettiğine inanılırdı. Zamanla genius insanda ölmeyen, ölümden sonra var kalan tinsel varlık sayıldı (Manes).

Geryoneus.
Hesiodos Theogonia’nın iki yerinde (Theog. 285-90; 280-85) üç kafalı bu devden söz eder. Geryoneus, Poseidon’un oğlu Khrysaor’la Okeanos kızı Kallirhoe’den doğmadır. Herakles Eurystheus’un buyruğu üzerine gelip onu adasında öldürür.

Erytheia adasının nerede olduğu tartışma konusu olmuştu. Kızıl toprak anlamına gelen bu ada Batı kızlarının birinin adını taşıyan İspanya kıyılarında bir ada olsa gerek (Herakles).

Gigant’lar.
Gigant’lan, yani Devleri, Uranos’la Gaia’nın birleşmesinden doğan Titan’lardan ayırmalı. Theogonia’da Hesiodos, Uranos’un kesilen hayalarından akan kanın toprağa damladığını ve bir süre sonra Gaia’ nın devleri “parlak zırhlı ve uzun kargılı” olarak meydana çıkardığını yazar, sonra da söz etmez artık onlardan. Ama başka mythos yazarları ve özellikle plastik sanatlar, görülmemiş boyda ve güçte olup, bedenleri birer yılan kuyruguyla biten bu azmanlan konu edinmişlerdir. Titan’ları yendikten sonra Olympos tanrıları bu yaratıklara karşı koymak zorunda kalmışlar. Çünkü Gigant’lar dağları üst üste yığarak Olympos’a saldırmışlar. Bu kez de devleri yalnız bir ölümlü insanın yenebileceğini bildiren bir kehanet var olduğundan, tanrılar Herakles’e başvurmuşlar. Herakles de başta Zeus ve Aigis kalkanıyla Athena olmak üzere, tanrıların yardımıyla Gigant’ları öldürmüş. Alkyoneus’u Herakles kendi öldürmüş (Alkyoneus), Ephialtes’i Apollon’un bir oku, Eurytos’u Dionysos’un thyrsos’u, Enkelados’a gelince, o kaçabilmiş, ama Athena üstüne Sicilya adasını atmış. Tanrıça da Pallas’ın derisini yüzüp savaşta zırh olarak kullanmış. Gigantomakhia, yani devler savaşı bir söylentiye göre Trakya’da, bir başka söylentiye göre Arkadya’da olmuş.

Bu konu Bergama’nın Zeus Sunağında en parlak bir biçimde işlenmişti. Bergama’dan alınıp Berlin Müzesine taşınan ve orada yeni baştan kurulan Zeus Sunağının frizi dev boyda 118 kabartmadan meydana gelir; bu kabartmaların her birinde Olympos tanrılarıyla Gigant’lar arasındaki savaş canlandırılır. Devler aslan ya da boğa kafalı ve yılan kuyruklu azmanlardır. Olympos tanrılarında Zeus, Athena, Leto, Apollon, Artemis, Dione, Aphrodite ve Nyks ile Moira’Iar savaşa katılır. Devlerden Otos, Alkyoneus, Porphyrion ve daha adları belirtilmeyen başkaları görülür. Kabartmalarda devlerin tanrıların gücü altında ezildikleri, gövdeleri paramparça edilip korkunç acılar içinde kıvrandıkları an canlandırılmıştır.

Bergama’ya özgü patetik üslupta işlenmiş olan bu kabartmalar hellenistik denilen sanatın en görkemli örneği ve akıllara durgunluk veren bir anıttır.

Glaukos.
(1) Glaukos II (Tab. 25). Bellerophontes’in torunu, Hippolokhos’un oğlu Glaukos, İlyada’da parlak bir rol oynar. Homeros, dünya görüşü üstüne en güzel sözlerinden birkaçını onun ağzına vermiş, Bellerophontes efsanesiyle Lykia’lıların Troya savaşındaki serüvenini onun kişiliğinde anlamlandırmıştır. Işık ülkesinden gelen ve adı denizin maviliğini, parlaklığını yansıtan bu yigit ne kadar da sevimli! Anadolu insanı sanki o günden kendini bulmuş, yansıtmıştır onun kişiliğinde.

Anadolu’nun dört bir yanından Troya’yı savunmaya gelenlerin listesi şöyle biter (İl. II, 876 vd.);

Lykia’lılara Sarpedon’la kusursuz Glaukos

komuta eder.

Gelmişler uzak Lykia ülkesinden,

anaforlu Ksanthos’tan gelmişler.

Altıncı bölüme kadar Glaukos’un adı geçmez ama birdenbire Akha yiğidi Diomedes ile karşı karşıya görürüz onu. Diomedes saldırır, ama birden durur, içine bir kuşku girer bu parlak yiğit bir tanrı olmasın diye, korkar tanrılarla boy ölçüşmekten.Kimsin diye sorar. Glaukos’un verdiği karşılık şu (İl. VI, 145 Vd):

Ulu canlı Tydeus oğlu, soyumu ne sorarsın ?

Yapraklar gibidir insan soyu.

Bir yandan bakarsın rüzgar onları döker

yere,

bir yandan bakasın bahar gelir, yenilerini yetiştirir,

yeşerir orman, böylece soyların biri göçer, biri doğar.

İyicene bilmek istersen soyumuzu,

-bilir onu birçok kişiler.-

Ve başlar Bellerophontes’in eşsiz serüvenini, Lykia’ya göçüşünü anlatmaya (Bellerophontes). Diomedes’te şafak atar, anlar düşmanının eski bir dost olduğunu (İl. VI, 214 vd.). Birbirleriyle dövüşmemeye karar verirler ve silahlarını değişirler (İl. VI, 229 vd.):

Değişelim gel silahlarımızı,

bellesin Akha’larla Troya’lılar,

atalarımızın konuk kardeşi olmakla

övündüğümüzü.

Böyle konuşup atladılar arabalarından,

el sıkışıp ant içtiler.

Ama Kronos oğlu Zeus, tam o sıra,

Glaukos’un aklını başından aldı,

Tydeus oğlu Diomedes’le değişti silahlarını.

Altını tunçla değişti,

yüz öküzlük silahı dokuz öküzlük silahla.

Cömertlik Anadolu’da kalır. Diomedes çekilir gider, Glaukos da Lykia’lı önder Sarpedon’la birlikte savaşa döner. “Kapkara fırtına” gibi saldırırlar ve “zorlu savaşta bela” olurlar Akha’lara. Glaukos yaralanır. O sırada Sarpedon Patroklos’un kargısıyla vurulup can vermek üzereyken, Lykia’lıların kaderini Glaukos’un eline verir. (Sarpedon).

Ne yapsın Glaukos, yaralıdır, eli, ayağı tutmaz, işte o zaman tanrısı gelir aklına, Lykia’lıların büyük tanrısı, ışık tanrı Apollon, ona yakarır (İl. XV, 515 vd.).

Apollon dinler onu, iyi eder yarasını. Glaukos da aslan gibi dövüşmeye koyulur yeni baştan. Hektor’u bile kınar, savaş ortaklarını korumuyor diye. Engin bir yas kaplar Troya’lıları, Hektor utanır uzak illerden gelen cömert dostunu kurtaramadı diye, o güçle saldırır Patroklos’a ve öldürür onu, Glaukos’un da sözü edilmez bir daha İlyada’da (Hektor).

(2) Glaukos I (Tab. 25). Sisyphos’un oğlu Glaukos, yukarda sözü geçen Glaukos’un atasıdır. Sisyphos’un kurduğu Ephyra (sonradan Korinthos olur) kentinde kraldır. Ölümüyle ün salmıştır bu Glaukos: Pelias’ın ölümü için düzenlenen yarışmalarda araba yarışına katılır ve yenilir, arabası devrilince de atları parçalar, yer onu. Nedeni de Glaukos’un atlarına büyülü bir pınardan su içirmiş, ya da Aphrodite’nin hışmına uğramış olmasıdır. Çünkü daha hızlı olsunlar diye hayvanlarının çiftleşmesine engel oluyormuş Glaukos. Bir başka anlatıma göre Glaukos ölümsüzlük veren bir pınardan su içmiş, ölümsüz olduğuna kimseyi inandıramadığı için de kendini denize atmış ve bir deniz tanrısı olmuş. Ama uğursuz bir tanrıymış, onu gören denizcinin teknesi batar, kendisi boğulurmuş.

Gordias.
Efsanelik Phrygia kralı. Gordias Gordion şehrini kurmakla ün salmıştı. Şehrin kalesine Gordias bir araba yerleştirmiş, o arabanın oku öyle çapraşık bir düğümle bağlıymış ki, kimse çözememiş bu düğümü. Oysa tanrı sözcüsü bu düğümü kim çözerse, Asya krallığını onun elde edeceğini söylemişmiş Gordias’a. Bunu bilen Büyük İskender Gordion’a gelince, kılıcını kınından çıkarmış ve düğümü keşivermiş.

Bir efsaneye göre, Ana Tanrıça Kybele Gordias’ı sevmiş, ondan gebe kalarak kral Midas’ı doğurmuş (Midas).

Gorgo’lar.
Plastik sanatların alabildiğine faydalandıkları Gorgo’lar, Graia’lar gibi Phorkys’le Keton’un kızlarıdır (Tab. 6). Aralarında Medusa’nın en çok ün saldığı bu canavar kızları Hesiodos şöyle tanımlar (Theog. 274 vd.):

Gorgo’ları da doğuran Keto’dur

ünü büyük Okeanos’un ötesinde,

geceyle gündüzün sınırlarında otururlar

ince sesli Batı kızlarının yurdunda;

Sthenno, Euryale ve bahtsız Medusa;

Medusa ölümlüydü, oysaki kız kardeşi

ne ölüm bileceklerdi, ne ihtiyarlık.

Buna karşılık yalnız Medusa girdi

masmavi yeleli tanrının koynuna

Bahar çiçekleriyle dolu taze çimenlerde.

Aiskhylos da şöyle tanımlar onları (Prom. 800):

Ejderha kanatlı Gorgo’lar,

o, insanları korkudan korkuya salan,

görenlerin soluğunu kesen Gorgo’lar.

Saçları yılanlarla örülü, alınlarında yaban domuzu dişleri fışkıran, tunç elleri ve uçmak için altın kanatları bulunan bu yaratıkların başlıca niteliği korku salmaktı. Adları bile korku veren bir ses benzetmesi olsa gerek. Üç oldukları halde, efsaneye adı karışan yalnız Medusa’dır. Onun Perseus’la serüvenini bu yiğidin adı altında okuyalım (Perseus).

Sicilya’lı Diodoros Gorgo’lar üstüne başka bir yorum verir: Gorgo’lar Amazon’lar gibi savaşçı bir soymuş, Atlant’lara (Atlantis) yakın bir uzak ülkede otururlarmış. Amazon’lar, kraliçeleri Myrina’nın (Myrina) yönetimi altında Atlant’ları yendikten sonra, bunlar Amazon’ları Gorgo’lara saldırmaya itmiş. Gorgo’lar yenildikleri halde, kısa zamanda davranabilmişler, ama sonra Perseus ve Herakles eliyle alt edilmişler (Herakles).

Graia’lar.
Pontos’la Gaia’nın oğlu Phorkys ve kızları Keto birbirleriyle evlenirler ve olağanüstü yaratıklar meydana getirirler (Tab. 6): Graia’lar, yani Kocakarı’ları ve Gorgo’lar. Hesiodos Graia’ları şöyle tanımlar (Theog. 270 vd.):

Phorkys’le birleşen Keto Graia’ları

doğurdu,

güzel yüzlü, doğuştan ak saçlıdır onlar,

ölümsüz tanrılar da Kocakarı der onlara,

yeryüzünde dolaşan insanlar da.

Pemphredo’nun güzel, Enyo’nun sarı

tülleri vardı.

Üçüncü Graia’nın adını söylemez, başka mythos yazıcılarına göre Dino imiş. Graia’ları iki değil de üç diye kabul eden bu efsanelere göre, Kocakarıların bir tek dişi, bir tek de gözü varmış ve aralarında değiş tokuş ederlermiş bunları. Graia’lar hiç güneş görmeyen batıda yaşarlarmış.

Graia’ların rol oynadıkları tek efsane Perseus efsanesidir. Bu yiğit Medusa’yı öldürmeye gidince, önce yol üstünde bekçilik eden Kocakarı’lara rastlamış. Gorgo’ların oldukları yere varmasını önlemekmiş görevleri. Ama bir tek gözleri olduğu için, kim bekçilik edecekse o gözü takar ve yol ağzına dikilirmiş. O sırada öbürleri gider, uyurmuş. Perseus bu tek gözü çalmak ve Graia’ların üçünü de uyutmak yolunu bulmuş. Böylece Gorgo’lara yaklaşıp Medusa’yı öldürmeyi başarmış. Gözü de bir göle atmış (Perseus).

Granikos.
Phrygia’da Adramyttion (Edremit) şehrinin kurucusu. Herakles Phrygia’ya geldiğinde kızı Thebe’yi yiğide vermiş, o da karısının adına Mysia’da Thebe şehrini kurmuş (Herakles).

Griffonlar.
Aiskhylos’un Prometheus’unda (804) ve Herodot tarihinde (III, 116 ve IV, 13) sözü geçen efsanelik kuşlara yun. “Gryps”, batı dillerinde de “Griffon” adı verilir. Aiskhylos bu yaratıkları “havlamaz, uzun gagalı, kanatlı köpekler” olarak tanımlar. Başka bir söylenceye göre, gövdeleri aslan gövdesidir. Bu yaratıklar Hyperboreliler ülkesinde, İskitlerin elinde bulunan kutsal altınlara bekçilik etmektedirler.

Oralarda bulunan tek gözlü Arimaspes adlı boy bu altınları almak için Griffon’lara saldırırlar. Aiskhylos’a göre Griffon’lar Zeus’un kutsal yaratıkları, başka bir geleneğe göre Apollon’un bekçi köpekleridir. Başka bir efsaneye göre Griffon’lar Hindistan’ın kuzeyinde bulunan çöllerde altın arayıcılarına karşı koymaktadırlar, çünkü yuvalarını altın madenlerinin bulunduğu dağların eteklerine kurmuşturlar.

Güneş.
Bkz. Helios.

Gün Işığı.
Bkz. Hemera.

Gyes.
Uranos’la Gaia’nın yüzer kollu ve ellişer başlı dev oğullarından biri (Yüz Kollular).

Hakkında kutsalsozluk

Şuna da bir bak

B

Babys. Tanrı Apollon’la flüt yarışmasına girişen satyr Marsyas’ın kardeşi. Babys de kaval çalarmış, ama onun …

online alışveriş 

Web Tasarım  

Web Tabanlı Yazılım

Web Tabanlı Program

E-Ticaret sitesi fiyatları  

E-Ticaret sitesi  

sanal ofis  

sanal ofis ankara  

sanal ofis ankara  

Sanal ofis  

Hazır ofis ankara  

Kiralık ofis  

Sanal ofis  

Kiralık ofis  

Sanal ofis  

Yasal adres ankara  

Sanal Ofis  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

Ankara sanal ofis  

Sanal ofis  

Sekreterlik hizmeti  

Sanal ofis  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

sanal ofis ankara  

sanal ofis  

hazır ofis kiralama  

sanal ofis kiralama  

raf sistemleri  

sanal ofis   hazır ofis kiralama  

sanal ofis kiralama  

sanal ofis ankara  

sanal ofis ankara