Pazar , Aralık 15 2019

İ

İakkhos.
İakkhos, Eleusis myster’lerinde rol oynayan bir tanrıdır. Başında mersin dallarından bir çelenk, elinde bir meşale ile kutsal erenler alayını yöneten genç bir adam olarak gösterilir. Adı Bakkhos’un adı gibi gizli törenlerde atılan “İakkhe” çığlıklarından türemiş olabilir. Dionysos’la yakından ilişkisi vardır. Öyle ki İakkhos, Anadolu’dan gelme tanrı Dionysos’un Yunanistan’da ve özellikle Eleusis’te yaratılmış bir tıpkısı sayılabilir. Kaynağı üstüne söylentilerin çeşitliliği bu tanrının kendine özgü bir kişiliği olmadığını gösterir.

Kimi efsanelere göre İakkhos, tanrıça Demeter’in oğlu, ya da kocasıdır. Kimine göre de Demeter’in değil de, onun kızı Persephone’nin oğludur. Zeus’la Persephone’nin birleşmesinden doğmuştur ve Zagreus’tur, Zagreus’un başka bir adla anılmasıdır (Zagreus).

Bambaşka bir efsane onun kaynağını Phrygia’da gösterir: Tanrı Dionysos Phrygia nympha’sı Aura ile birleşmiş, Aura’nın tanrıdan ikiz çocukları olmuş, biri de İakkhos’ınuş, ama Aura günün birinde çıldırmış ve ikizlerinin birini parçalayıp yemiş, o sırada Zeus’un sevdiği başka bir Nympha İakkhos’u kaçırmış ve Eleusis’teki Bakkha’lara götürüp bırakmış. Aura da kendini Sangarios (Sakarya) ırmağına atmış, sonra da bir pınar olarak gene yeryüzüne çıkmış. Bu motif için bkz. Agdistis ve Attis efsaneleri.

İalmenos.
Ares’in oğlu. İlyada’da adı geçer (Askalaphos).

İambe.
Kır tanrısı Pan’la su perisi Ekho’nun kızı sayılan İambe, Eleusis kralı Keleos’un evinde hizmet ediyormuş ki, kızı Persephone’yi aramaya çıkan Demeter oraya uğramış. Üzüntüden yüzü gülmeyen tanrıçayı İambe yaptığı şakalarla güldürmeyi başarmış. İlkin Yunan taşlamalarının, sonra da tragedya ve komedyalarda konuşma vezni olan “iambos” veznine adını veren bu İambe imiş.

İanus.
Roma’ya özgü bir tanrı. Efsaneleri hep Roma dini ve uygarlığıyla ilişkili olan İanus, Yunan tanrılarının Latin dünyasına etkilerinden sonra da Roma’nın başlıca tanrısı olarak kalmış ve bir yerde İuppiter’den daha önemli sayılmıştır. Roma şehrinin kuruluşunda büyük bir rol oynar.

Bazı efsane yazarlarına göre, İanus İtalya’ nın yerlisidir, bazılarına göre de İtalya’ya Tesalya’dan göçmüş ve Roma’nın yedi tepesinden birinde İaniculum diye kendi adını taşıyan bir şehir kurmuştur. Tiber ırmağına adını veren de oğlu Tiber’dir. İuppiter Saturnus’u kovup da bu tanrı Latium’a sığınınca,, onu karşılayan ve konuklayan İanus’tur (Saturnus).

İanus’un krallığı İtalya’nın altın çağına rastlar. İanus zamanında insanlar hep iyi ve namuslu imiş, tam bir barış ve uyum içinde yaşarlar ve toprak da onlara her şeyi kendiliğinden bagışlarmış. İanus uygarlık yollarının hepsini açmış onlara: Gemiler yapmasını, para basmasını öğretmiş. Şehirler kurdurup toprağı işlemeyi, yasalar çıkarmayı hep İanus’a borçluymuşlar. Saturnus, kendisini konuklayan İanus’a geçmiş ve geleceği görme yetisini bağışladığı içindir ki, İanus tanrıyı Roma’lılar iki çehreli olarak canlandırırlar. Roma’nın altın paraları üstünde tanrının, biri sağa, biri sola bakan iki çehreli bir profili görünürdü. İanus her başlangıcın tanrısı sayılırdı, yılın ilk ayına onun adı verilmiş ve İanuarius denmişti. Kapıları bekleyen tanrı sayılır, çünkü kapılar da kendisi gibi iki yana bakarlar.

Roma’nın koruyucu ve kurtarıcısı olarak İanus üstüne şu efsane de anlatılır: Romulus’un yönetimindeki Roma’lılar şehri kurduktan sonra Sabin’lerin karılarını kaçırıp kendilerine eş ettikleri zaman, Sabin kralı Titus Tatius bir gece yeni kurulan kente saldırmış, Capitolium tepesinin bekçisi Tarpeia da kaleyi Sabin’lere teslim etmek üzereymiş ki, İanus tanrı bir sıcak su kaynağı fışkırtmış, böylece düşmanı korkutarak püskürtmüş. Bu mucizeyi anmak için Roma’lılar ondan sonra Forum’ da yaptıkları İanus tapınağının kapısını savaş sırasında hep açık tutar, tanrının şehri düşmandan korumasını sağlarmış. İanus kapıları ancak barış zamanında kapanırmış. İanus kapısı imparator Augustus’tan önce ancak bir kez (İ. Ö. 237’de), Augustus çağında ise üç kez kapatılmış.

İanus su perisi İuturna ile evlenmiş ve ondan Fons, ya da Fontus adlı pınar tanrı olmuş (İuturna).

İapetos.
Uranos’la Gaia’nın oğlu Titan İapetos, her biri belalı bir efsanenin kahramanı oğullar meydana getirmiştir (Tab. 3). Hesiodos bu Titan’ın dölünü şöyle tanımlar (Theog. 507 vd.):

İapetos aldı Klymene’yi,

güzel topuklu Okeanos kızını,

girdi gerdeğe ve bir oğlu oldu:

Azgın yürekli Atlas tanrı.

Sonra getirdi dünyaya Menoitios’u,

o kendini çok beğenen tanrıyı;

ve kıvrak, cin fikirli Prometheus’u,

sonra da yarım akıllı Epimetheus’u,

o ki bela oldu ekmek yiyenlere

Zeus’un yoğurduğu bakireyi evine alarak.

Başka kaynaklara göre İapetos Klymene ile değil de Asia ile evlenir (Asia). Öbür Titan’Iar gibi İapetos da Zeus’un eliyle Tartaros’a atılıp yeraltına kapatılır.

İasion.
Zeus’la Elektra’nın oğlu, Harmonia ve Dardanos’un kardeşi (Tab. 7). Dardanos gibi Samothrake’de oturur, bazı kaynaklarda Giritli olduğu söylenir. Efsanesinin en çarpıcı yanı Demeter’le olan aşkıdır. Tanrıçanın ona gönül verip vermediği konusunda efsanelerde ayrılık varsa da, Demeter’le birleştiği ve aşklarından Plutos’un doğduğunda kaynaklar birleşir. Odysseia’da Kalypso tanrıçaların ölümlülerle olan aşklarından dem vururken şöyle der (Od. V, 125 vd.):

Güzel örgülü Demeter de gönül vermişti

İasion a

sarmaş dolaş olmuştu ikisi sevgiyle,

yatmışlardı üç kez sürülmüş bir tarlada,

ama Zeus o saat aldıydı bu haberi,

erkeği tepelediydi göz kamaştırıcı

yıldırımla.

Diodoros’a göre İasion Samothrake adasının gizemlerine ermişti, kardeşi Harmonia’nın Kadmos’la düğünü sırasında Demeter’e rastlamış ve tanrıça ona gönlüyle birlikte buğday tanelerini de armağan etmiş. Sonra da İasion Kybele ile sevişmiş ve Korybas diye bir oğulları olmuş. Korybas Korybant’lara adını vermiş (Korybant’lar).

İason.
Argonautlar seferinin kahramanı İason, Kretheus’la Tyro’nun oğlu Aison’dan doğmadır (Tab. 22). Amcası Pelias’la babası arasında tahta kimin çıkacağı kavgasında İason’un İolkos sarayından uzaklaştırıldığı ve ormanlarda at adam Kheiron tarafından yetiştirildiği anlatılır. Yetişkin çağa gelince İason şehre döner. Kılığı Pelias’la arasının açılmasına ve sürülmesine yol açar (Pelias). Efsaneye göre Pelias’a bir tanrı sözcüsü tek ayakkabılı adamdan korkmasını söylemişmiş, tanrı Poseidon’a kurban kestiği ve kalabalık bir tören kutladığı bir gün İason sırtında bir pars postu ve her bir elinde bir kargı ile çıkagelmiş, üstelik Pelion dağının eteklerinde bir dereyi geçerken sandallarından birini yitirmişmiş, onu böyle görünce Pelias şaşakalmış, tanrı sözünü ansımış, üstelik de İason babasının tahtını isteyince, onu ne pahasına olursa olsun uzaklaştırmak gerektiği kanısına varmış. Bir anlatıma göre, Pelias İason’a tahtı vermem dememiş de yalnız şöyle bir soru sormuş: Bir kral kendine kumpas kuran bir uyruğuna ne yapmalı? İason da, onu uzaklara sürmeli cevabını vermiş de onun üzerine Pelias İason’a Kolkhis’ten altın postu gidip almasını buyurmuş. Her neyse, İason bu serüvene hayır dememiş ve Yunanistan’ın en seçkin yiğitlerini bir araya getirerek Argo gemisini yaptırmış ve ünlü Karadeniz seferine çıkmış. Bu noktadan sonra İason’un kaderi Argonaut’ların kaderiyle birleşir (Argonaut’lar). Yunanistan’a dönüşünde Medeia’nın büyülerine kurban gider. Karadenizli büyücüden kurtulduktan sonra İason İolkos’a döner, kendi ya da oğullarından biri bu şehirde krallığı ele geçirir (Medeia).

İda.
(1) Girit kralı Melisseus’un kızı. Rheia yeni doğurduğu Zeus’u Kronos’tan kaçırıp kundakta bebek olarak Girit’e götürünce, İda kendi adını taşıyan dağda onu kız kardeşi Adrasteia ile birlikte büyütür, besler (Zeus, Amaltheia).

(2) Korybas’ın kızı, Girit kralı Lykastos’la evlenir ve Minos adlı bir oğlu olur.

(3) Çanakkale bölgesindeki Kazdağı’nın eski adı.

İdaia.
İda’lı anlamına gelen bu ad Troya bölgesindeki İda dağı ile ilişkisi olan iki efsanelik kadının adıdır:

(1) Skamandros ırmağının tanrısıyla birleşip Teuker adlı bir oğul doğuran bir Nympha (Teuker).

(2) Dardanos’un bir kızı. Trakya kralı Phineus’la evlenir. Bir efsaneye göre Phineus’un başına bela getiren odur (Phineus).

İdaios.
Girit ya da Troas’taki İda dağı ile ilişkili birkaç kişinin adı:

(1) Priamos’un bir oğlu.

(2) Paris’le Helena’dan doğma bir oğul.

(3) Priamos’un arabacısı.

(4) Dares’in oğlu, Troya’lı savaşçı.

(5) Korybant’lardan biri.

(6) Dardanos efsanesinin bir anlatımına göre, Dardanos’un İdaios’la Dimas adlı iki oğlu olmuş. İdaios Troya’nın güneyindeki dağın eteğine yerleşmiş ve İda adını dağa vermiştir. Troya bölgesine Ana Tanrıça Kybele’nin kültünü getiren de oymuş.

İdas.
Homeros İdas (destanda adı İdes olarak geçer) üstüne şöyle der (İl. IX, 557):

İdes bir zamanlar en güçlüsüydü dünyadaki

yiğitlerin,

ince bilekli gelin Marpessa uğruna o

Phoibos Apollon ‘a bile kaldırmıştı yayını.

İdas, birçok efsanelerde adı geçen bir kişidir: Kardeşi Lynkeus’la birlikte Kalydon avına ve Argonaut’lar seferine katılır, Anadolu’da Mysia’yı ele geçirecekken Telephos ona engel olur. Tanrı Apollon ve Dioskur’lara karşı savaşı, efsanesinin en göze çarpar yanıdır: İdas, Euenos’un kızı Marpessa’ya âşık olur ve onu babasından kaçırır. Evlenirler, ama tanrı Apollon da kadına tutkundur, onu İdas’ın elinden almak ister, Apollon’la İdas birbirlerine girerler. Zeus çare olarak şunu buyurur: Marpessa ikisi arasından seçsin. Kadın kocasını seçer.

İdas bir sürünün paylaşılması konusunda Dioskur’larla kavgaya tutuşur: İdas bir hileyle bütün sürüyü ele geçirdiğinden Kastor’la Polydeukes ona ve Lynkeus’a saldırırlar. Çarpışma sırasında Kastor öldürülür, Zeus da Polydeukes’i kurtarmak için araya girmek zorunda kalıp İdas’ı şimşeğiyle çarpar (Lynkeus, Marpessa, Dioskurlar).

İdmon.
Argonaut’lar seferine katılan bilici. Aslında Apollon tanrının oğlu sayılır, ölümlü babası ise, Melampus’un oğlu Abas’tır. Adı “gören” anlamına gelen İdmon Argonaut’ların yolculuğunu öngörü gücüyle düzenledikten sonra bir anlatıma göre de Mariandyn’ler ülkesindeki duraklarında bir ava katılarak bir yaban domuzu tarafından öldürülmüştür (Argonaut’lar).

İdomeneus.
Deukalion’un oğlu ve Minos’un torunu, Troya savaşına katılan Girit kralı. İdomeneus’un Molos diye bir üvey kardeşi var, onun oğlu Meriones Troya savaşında İdomeneus’un hem seyisi, hem de en yakın savaş arkadaşıdır.

Homeros’un parlak sıfatlarla nitelendirdiği (tanrı gibi, alev gibi saldıran denir İdomeneus’a) bu yiğit İlyada’da “saçlarına kır düşmüş” yaşlıca bir adam olarak gösterilir. Ama kahramanlıkları destanda büyük bir yer tutar.

Destan bölümleri boyunca İdomeneus en seçkin Troya yiğitleriyle savaşıp, çoğunu alt eder, Deiphobos’a, Aineias’a, giderek Hektor’a bile karşı çıkar ve çok adam öldürür, öldüremediklerini de yaralar. Bütün bu savaşlarında Meriones her zaman yanıbaşındadır ve onu destekler.

İlyada’da anlatılan olaylardan sonra, İdomeneus’un şehri almak için yapılan tahta atta bulunan yiğitlerden biri olduğu ve Akhilleus’un ölü törenlerindeki yumruk yarışında birinci geldiği anlatılır.

Kaç yoldaşı varsa savaştan kurtulan

hepsini Girit’e götürebilmiş İdomeneus,

deniz yutmamış onların hiçbirini.

Başka efsane yazarları İdomeneus’un dönüş serüvenini bambaşka biçimde anlatırlar: Girit’e varmadan donanması büyük bir fırtınaya tutulmuş, İdomeneus da sag salim yurda varırsa ilk karşısına çıkacak olan insanı Poseidon’a kurban etmeyi adamış. Karşısına ilk çıkan kendi oğlu (ya da kızı) olmuş, İdomeneus sözünü tutmuş, kanını akıtmış, ama bir süre sonra Girit adasında çıkan bir salgının nedeni bu suçta aranmış ve İdomeneus yurdundan sürülmüş. Gitmiş güney İtalya’ya yerleşmiş.

İdomeneus üzerine şu masal da anlatılır: Thetis’Ie Medeia bir güzellik yarışmasına girişmişler, İdomeneus’u da yargıç olarak almışlar, Idomeneus ödülü Thetis’e vermiş, Medeia buna çok kızarak bütün Girit’lilerin yalancı olduğu söylentisini yaymış. Ayrıca İdomeneus’la dölüne lanet okuyarak bir daha sözlerine güvenilmemesini sağlamış. Bu masal “Girit’lilerin hepsi yalancıdır” atasözünün kaynağında olsa gerek.

İdyia.
Okenos kızlarından biri olan Idyia, Kolkhis kralı Aietes’le evlenip Medeia’yı doğurmuş. Bazı efsanelerde Aietes’in ikinci karısı, bazılarında birinci karısı olarak gösterilir (Aietes).

İkadios.
Tanrı Apollon’la Lykia adlı Nympha’nın oğlu. Anadolu’nun Akdeniz kıyılarında doğmuş ve doğduğu bölgeye anasının adını vererek Lykia demiş, ayrıca orada Patara şehrini kurmuş. Apollon’a adanmış bu şehirde yaptırdığı tapınağı bir bilicilik merkezi haline getiren de İkadios’ınuş. Efsanesi Apollon kültünün Anadolu’lu kaynağını belirtmek bakımından ilginçtir: İkadios Lykia’da kalmayıp İtalya’ya gidecek olmuş, ama yolda bir fırtınaya tutulan gemisi batmış, kendisini bir yunus balığı kurtarmış da, Parnassos dağının eteklerine kadar götürmüş, İkadios orada yunus balığını anarak şehre Delphoi (delphis yunus demek) adını koymuş (Apollon).

İkarios.
(1) Kral Pandion zamanında Yunanistan’a üzüm bağını tanıtmış olmakla ün salan Atina’lı kişi, Erigone’nin babası (Erigone).

(2) Tyndareos’un kardeşi ve özellikle Penelope’nin babası olarak tanınan efsanelik kişi. İkarios, kızı Penelopeia’yı tertiplediği araba yarışında birinci gelene vereceğini söylemiş, zaferi Odysseus kazanınca ona vermiş. Başka bir anlatıma göre, Odysseus Tyndareos’a Helene’nin talipleri arasında seçmek için bir yol gösterince, Tyndareos ona ödül olarak Penelopeia’yı verdirmiş İkarios’a. Kızı Odysseus’la evlenince, İkarios çiftin kendisiyle kalmasını istemiş, Odysseus da hayır dememek için seçme hakkını Penelopeia’ya vermiş. Kız da başını örtüp kızarmış, İkarios böylece Odysseus’la birlikte İthake’ye gitmek istediğini anlamış. Odysseia’da taliplerle Telemakhos arasındaki tartışmalarda, talipler Penelopeia’ nın babası Ikarios’un yanına geri gönderilmesini ve Ikarios’un kendine yeni bir damat seçmesini ileri sürerler. İkarios’un adı ancak Penelopeia’nın babası olarak geçer (Penelopeia).

İkaros.
Girit’li mimar Daidalos’un oğlu İkaros dünyada ilk uçan adam olarak ün bırakmıştır. Baba-oğul kral Minos’un emriyle Labyrinthos’a kapatılınca, Daidalos oradan çıkmak ve kaçıp kurtulmak çarelerini aramış. Uzun uzun çalıştıktan sonra kendisi ve oğlu için birer çift kanat yapmış ve onları balmumuyla omuzlarına yapıştırmış. Uçmadan önce de İkaros’a ne çok alçaktan uçmasını, ne de fazla yükselip güneşin ışınlarına yakın gelmesini salık vermiş. Ne var ki havalandıktan sonra İkaros babasının bu sözünü unutmuş, başarısından dolayı gurura kapılmış, ya da hava sarhoşluğuna tutularak yükseldikçe yükselmiş, güneşin ışınlarına aldırmamış, giderek doğayı yenmek, özgürlüğe kavuşmak sevinciyle Helios’u hor görme suçunu da işlemiş. Güneş tanrı onun kanatlarını tutan balmumunu eritmiş, İkaros da tepetaklak denize düşmüş ve boğulmuş. Ege’de Sisam adasının çevresindeki denize İkaros denizi denmiştir bundan böyle.

İkaros’un eşsiz serüveni her çağda sanatçıları esinlemiş, bunların arasında en etkili, ilginç eseri yaratan ortaçağ ressamı Brueghel olmuştur (Daidalos).

İksion.
İksion cehennemde sonsuzca cezaya çarpılan büyük suçlulardan biridir. Tesalya’da Lapith’lerin kralı iken, Deioneus’un kızı Dia’ya talip olmuş ve babasına birçok armağanlar vermeye ant içmiş, ama evlendikten sonra sözünü tutmadığı gibi kaynatasını kor haline gelmiş kömürlerle dolu bir kuyuya atıp öldürmüş. Böylece yemin bozma suçuna bir de ailesinden bir kişiyi öldürme suçu katılınca, kimse İksion’u bu günahlarından arındırmak için gereken töreleri yapmaya yanaşmamış. Bir gün Zeus ona acımış, tutulduğu çılgınlıktan İksion’u kurtarmış, ne var ki İksion tanrıya karşı da olağanüstü bir nankörlük göstermiş: Hera’ya vurulup tanrıçayı kirletmeye uğraşmış, derken Zeus (ya da Hera’nın kendisi) tanrıçaya benzeyen bir görüntü yapmış, İksion da onu Hera sanarak onunla birleşmiş. Bu birleşmeden at adam Kentauros doğmuş . Bir anlatıma göre bir at adam değil de, ne kadar at adam varsa hepsi İksion’dan doğmaymış. Ama Zeus bu korkunç günahı cezasız bırakmamış, İksion’u cayır cayır yanıp alevler saçan bir tekerleğe bağlamış, onun sonsuzluğa dek dönüp yanmasını sağlamış. Tanrı İksion’a ayrıca ambrosia yani ölümsüzlük şarabı içirdigi içindir ki, İksion’un cezasından ölüm yoluyla kurtulması da olanaksızdır. İksion, Theseus’un arkadaşı Peirithoos’un babasıdır.

İlia.
Roma’nın kurucuları Romulus’la Remus’un anaları Rea Silvia’nın başka bir adı (Rea).

İlos.
Troya kral soyunda bu ada iki kez rastlanmaktadır: Birinci İlos, Dardanos’un üç çocuğundan biridir, ama döl bırakmadan ölür. İkincisi, Tros’la Kallirhoe’nin oğlu, İlyon yani Troya şehrinin kurucusu ve Priamos’un dedesidir (Tab. 16 ve 17). İlos’un Laomedon adlı oğlundan başka Themisthe adında bir de kızı olur, bu kız kendi amca oğlu Kapys’le evlenip Ankhises’i doğurur, böylece İlos Troya kral soyunun hem Hektor kolu, hem de Aineias kolunun atasıdır.

İlos’un Troya şehrini kurması şöyle anlatılır: Troas bölgesinden olan İlos günün birinde Phrygia’da ora kralının düzenlediği bir yarışmaya katılır, birinci gelir ve ödül olarak kız ve erkek elli köle ile yurduna döner, ama kral ona bir de kara benekli bir inek verir ve bilicilerin sözüne uyarak, ineğin ardından gidip duracağı yerde bir şehir kurmasını bildirir. İnek kuzeye doğru yol alır ve Ate tepesi denilen bir tepenin üstünde durur. Zeus tarafından atılınca Gaflet tanrıçanın düştüğü tepedir bu (Ate). İlos orada bir şehir kurup ona adını verir. Sonradan Troya adını da alacak olan İlyon Skamandros’la Simoeis ırmaklarının arasındaki ovada olup, daha önce Dardanos’un İda dağının eteğinde kurduğu Dardania’dan pek uzak değildir. Bir süre sonra İlos tanrı Zeus’tan girişiminin uğurlu olup olmayacağını gösteren bir işmar diler, Zeus da gökten Palladion’u indirir İlyon üzerine. Palladion, tanrıça Pallas Athena’nın, sag elinde kargı, sol elinde öreke tutan dev boylu heykelidir. İlos heykelin düştüğü yere Athena tapınağını kurar. Başka bir efsaneye göre, İlos şehrin tapınağını kurmaktadır ki, gökten düşen Palladion yapının açık çatısından içeri girip yerini alır. Daha başka bir efsane de İlos’un bir yangın sırasında Palladion’u alıp kurtardığını, ama tanrıçanın yüzünü gördüğü için de kör olduğunu anlatır. Athena yakarmalarına yumuşamış da İlos’un gözlerini sonradan açmış. Bir efsaneye göre İlos, oğlu Ganymedes’in Olympos’a kaçırılmasından sorumlu olan Tantalos’la Pelops’u Anadolu’dan kovmuş (Tantalos).

İlyada.
Homeros’un İlias, ya da İlyada adlı büyük destanı İlyon yani Troya destanı adını taşıdığı halde, Troya savaşı efsanesinin ancak kısa bir bölümünü yansıtır: Akhilleus’un orduların yöneticisi Agamemnon’a karşı öfkesi ve savaştan çekilmesiyle başlar, Akhilleus’un savaşa dönmesi, Hektor’u öldürüp Troya şehrinin çevresinde sürüklemesi, sonra da ölüsünü babası Priamos’a geri vermesiyle biter. Yirmi dört bölümlü ve 16.000’den fazla dizeli bu destanın bir özetini bölümlere ayırarak başlıklarıyla birlikte burada vermeyi faydalı buluyoruz. Destanın 24 bölümü el yazmalarında Yunan alfabesinin harfleriyle gösterilmiştir, okuyucuların bu saymaya rastlayabilecekleri düşüncesiyle, bölümlerin Yunanca sayılarını da parantez içinde gösteriyoruz:

BÖLÜM I. (A) Sesleniş – Akhilleus ‘un Öfkesi.
Ozan Musa’lara seslenip konusunu belirtir: Akhilleus’un öfkesi, bu yüzden Akha’lar arasında beliren veba salgını.

Akha’ların Troya ovasındaki gemi ordugâhındayız. Tanrı Apollon’un rahibi Khryses gelir, Agamemnon’un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis’i geri ister. Agamemnon kızı vermediği için tanrı Apollon Akha ordusuna veba salar. Dokuz gün, dokuz gece ordu hastalıktan kırılır. Bilici Kalkhas kızı geri vermeyi buyurur. Agamemnon kızı vermeye razı olur, ama onun yerine Akhilleus’un tutsağı Briseis’i alır, ama Akhilleus da barakasına çekilir: Savaşa artık katılmayacaktır. Anası deniz tanrıçası Thetis’ten öcünü almasını ister. Thetis Olympos’a çıkıp Zeus’tan yalvarır: Akhilleus savaştan ,uzak durdukça Akha’lar zaferi kazanamasınlar. Zeus söz verir, Akha’lardan yana olan karısı tanrıça Hera ile kavga ederler. Hephaistos tanrı onları yatıştırır.

BÖLÜM II (B) Agamemnon ‘un Düşü. Toplantı. Gemilerin Sayımı.
Zeus Agamemnon’a yalancı bir düş gönderir: Troya’yı alabileceğini bildirir. Agamemnon Akha’ları toplantıya çağırır, onları denemek ister: Herkesin dokuz yıllık savaştan bıktığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. Ozan bir daha Musa’ya seslenir ve Akha ordularının, komutanlarının ve şehirlerinin adlarını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Aynı sayım Troya’lılar için de yapılır. Troya ordusu da safa dizilir.

BÖLÜM III. (Γ) Antlar. Surların Üstündeki Sahne – Paris’le Menelaos’un Teke Tek Savaşı.
İki ordu karşı karşıyadır: Paris Menelaos’la teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı kazanan, Helena’yı alacaktır. Teklif kabul edilir, Priamos’u çağırmaya giderler.

Sahne değişir: Priamos’la ihtiyarlar heyeti surların üstünde dizilip teke tek savaşı gözetlerler. Helene gelir, onlara Akha yiğitlerini tanıtır. Teke tek savaş başlar, Menelaos Paris’i alt etmek üzereyken tanrıça Aphrodite araya girip Paris’i kaçırır, Helene’yi de kocasının yanına götürür. Helene’nin Aphrodite’ye, sonra da kocasına çıkışması.

BÖLÜM IV. (Δ) Yeminlerin Bozulması – Agamemnon’un Orduları Teftişi.
Olympos’ta: Zeus, Hera ve Athena arasında çatışma. Hera, Lykia’lı Pandaros’un savaşmama andını bozmasını sağlar. Menelaos’un yaralanması. Gene silaha sarılan orduyu Agamemnon gözden geçirir. Savaş başlar: Akha yiğitlerinden Antilokhos, Aias ve Odysseus birçok Troya’lıyı öldürürler.

BÖLÜM V. (E) Diomedes ‘in Kahramanlıkları.
Bütün bölüm Akha yiğidi Diomedes’in kahramanlıklarına ayrılmıştır: Korkunç bir boğuşma başlar, tanrılardan Ares, Athena ve Aphrodite de savaşa karışırlar. Aineias’la Diomedes arasındaki savaş. Aphrodite’nin araya girip yaralanması, Diomedes savaş tanrı Ares’i yaralar.

BÖLÜM VI. (Ζ) Hektor’la Andromakhe’nin Buluşması.
Hektor şehre gelir, anası Hekabe’ye Athena tapınağına sunular koymasını söyler. Bu arada Diomedes Lykia’lı Glaukos’la çarpışırken, aralarında konukluk bağları olduğu anlaşılır, savaştan vazgeçip silahlarını değiş tokuş ederler. Bellerophontes efsanesinin anlatılması. Hektor batı surlarının önünde karısı Andromakhe ile küçük oğlu Astyanaks’a rastlar. Aralarındaki aile sahnesi.

BÖLÜM VII. (H) Hektor’la Aias Arasındaki Çarpışma – Ölülerin Kaldırılması.
Hektor, Akha’ların en seçkin yiğitlerinden biri Telamonoğlu Aias’la teke tek savaşır. Başa baş gelip ayrılırlar. Ölüleri toplamak için savaşa ara verilir. Akha’ların ordugâhı bir sur ve bir hendekle çevirmeleri. Olympos’ta tanrılar arasındaki tartışma.

BÖLÜM VIII. (Θ) Zeus’un İda Dağından Savası Yönetmesi.
Zeus Troya savaşının yönetimini ele alır, bunun için de gelir, İda dağının doruğuna yerleşir. Üstünlük Troyalılardadır, Akha’lar hendeğe kadar çekilirler.

BÖLÜM IX. (Ι) Akhilleus ‘a Gönderilen Elçiler – Yiğidin Barakasındaki Tartışma.
Akha’lar toplantısında Akhilleus’un savaşa dönmesini sağlamak için ona elçiler gönderme kararı verilir. Aias’la Odysseus elçi seçilirler. Akhilleus onları iyi karşılar, ağırlar, ama savaşa dönmeme kararını bildirir. Lalası Phoiniks’in bütün yakarmaları boşa gider. Haberi alınca Akha’lar arasındaki üzüntü.

BÖLÜM X. (K) Odysseus’la Diomedes’in Keşfe Çıkmaları – Dolon.
Gece toplanan kurultay: Akha’ların en yaşlı önderi Nestor Troya’lılar kampına gözcü gönderilmesini salık verir. Odysseus’la Diomedes görevlendirilirler. Yolda Troya’lıların gözcüsü Dolon’a rastlarlar, ağzından birçok bilgi aldıktan sonra onu öldürüp dönerler. Trakya’lıların cins atlarını kaçırırlar.

BÖLÜM XI. (Λ) Agamemnon ‘un Kahramanlıkları.
Destanın yirmi altıncı gününde üçüncü büyük çatışma. Hektor’la Agamemnon’un karşılaşması, Agamemnon, Diomedes ve daha birçok Akha yiğidinin yaralanması. Akha’larda telaş. Nestor, Akhilleus’un arkadaşı Patroklos’a dert yanar.

BÖLÜM XII. (Μ) Duvar Dibindeki Savaş.
Troya’lılar duvara saldırır. Kıyasıya çarpışma. Lykia’lıların duvarda delik açmaları. Korkunç boğuşma. Akha’ların gemilere doğru kaçışması.

BÖLÜM XIII. (N) Gemilerin Önündeki Savaş.
Akha’lardan yana olan tanrı Poseidon savaşı Semendirek adasından gözler. İki Aias’ı Troya saldırısına karşı koymaya kışkırtır. Her iki tarafta da yararlık gösterenler olur, ama Troya’lılar gemilere kadar sokulurlar.

BÖLÜM XIV. (Ξ) Zeus’un Aldatılması…
Akha’larda şaşkınlık. Hera, Zeus’u baştan çıkarmak için bir düzen kurar. Tanrıça Aphrodite’den cinsel istek uyandıran memeligini alır, süslenir püslenir ve İda dağında Zeus’u bulup onunla sevişmesini başarır. Tanrı sevişmeden sonra uykuya dalar, o sırada Poseidon Akha’ların yardımına koşar.

BÖLÜM XV. (Ο) Duvara İkinci Saldırış.
Zeus uyanır, Hera’ya çıkışır. Poseidon uzaklaşır, Zeus Apollon tanrıyı Hektor’a gönderir. Hektor gene duvara saldırır. Akha’lar gene gemilere kadar gerilerler. Durum Akha’lar için çok kötüdür.

BÖLÜM XVI. (Π) Patroklos Destanı.
Patroklos gelir, Akhilleus’a bu korkunç durumu bildirir, Akhilleus gitmeyecekse, kendi savaşa gidip dövüşmeye kararlıdır. Yiğitten silahlarını ister. Akhilleus arkadaşına silahlarını verir. Patroklos, Akhilleus’un silahlarıyla karşılarına dikilince, Troya’lılar önce bozguna uğrar, sonra Lykia’lı önder Sarpedon Patroklos’la dövüşür ve ölür. Baştanrı Zeus’un kadere boyun eğerek oğlu Sarpedon’u feda etmesi. Sarpedon’un ölüsü çevresinde çarpışma. Patroklos Hektor’u batı kapılarına kadar kovalar. Apollon’un kışkırttığı Hektor, Patroklos’u vurur. Patroklos’un ölümü.

BÖLÜM XVII. (Ρ) Menelaos’un Kahramanlığı.
Akha yiğitleri Patroklos’un ölüsünü Hektor’un elinden kurtarmak için dövüşürler, ama Hektor ölüyü silahlarından soymayı başarır. Akhilleus’un ölümsüz atlarının ağlaması. Zeus Troya’lılara zaferi müjdeler. Akha’ların bozgunu. Patroklos’un ölüsü alınır ve kara haber Akhilleus’a götürülür.

BÖLÜM XVIII. (Σ) Akhilleus’a Yeni Silahlar Yapılması.
Akhilleus’un korkunç yası. Deniz tanrıçası Thetis’i çağırıp yeni silahlar istemesi. Thetis’in demirci tanrı Hephaistos’a başvurması. Silahlar destanı.

BÖLÜM XIX. (T) Akhilleus’la Agamemnon Arasındaki Barışma.
Thetis silahları oğluna götürür. Akha’ların toplantısında Akhilleus’la Agamemnon barışırlar. Ordular silah kuşanır. Savaş hazırlıkları. Akhilleus için kara belirtiler: Hektor’u öldürdükten sonra kendi ölümü de yakındır.

BÖLÜM XX (Y) Tanrıların Savaşa Karışması.
Olympos’ta tanrılar toplantısı: Zeus izin verir, her tanrı istediği gibi yardım edebilecektir savaşa. Tanrılar iki cepheye ayrılır: Hera, Athena, Poseidon, Hermes, Hephaistos Akha’lardan yana, Ares, Apollon, Artemis, Leto ve Aphrodite Troya’lılardan yanadır. Akhilleus’un Aineias’la karşılaşması, Aineias’ın savaş meydanından kaçırılması.

BÖLÜM XXI. (Φ) Irmak Kıyılarında Savaş.
Akhilleus kudurmuş gibidir, önüne gelen Troya’lıyı insafsızca tepeleyip Troya ovasında akan Skamandros ve Simoeis ırmaklarına atar. Kanlarla kızıla boyanan ırmaklar kabardıkça kabarır. Irmak tanrı Skamandros, öfkelenir, yatağından çıkıp Akhilleus’u kovalamaya başlar. Derken ateş tanrı Hephaistos ırmakların karşısına dikilip alevleriyle onları durdurur. Sahne Olympos’a yükselir: Tanrılar arasında kavga, dövüş. Akhilleus Troya’lıları püskürte püskürte Troya’nın surları önüne gelir. Troyalılar surların içine sığınırlar.

BÖLÜM XXII. (X) Hektor’un Ölümü.
Bir Hektor surların dışında kalır. Priamos’la Hekabe yalvarırlar içeriye girip korunsun diye, yiğit anasına, babasına aldırmaz. Hektor’un iç tartışması. Korkuya kapılması. Tanrılar seyircidir. Sonunda Zeus kader tartısını kaldırır: Hektor’un ölüm kefesi ağır basar. Apollon bile onu korumaktan vazgeçer. Tanrıça Athena Troya’lı yiğit Deiphobos’un kılığına girip Hektor’u aldatır. Hektor Akhilleus’un karşısına dikilir. Çarpışırlar. Hektor ölür. Akhilleus ölüsünü yedi kez Troya surlarının çevresinde sürükler. Troya surlarından seyredilen korkunç sahne. Andromakhe’nin bayılması.

BÖLÜM XXIII. (Ψ) Patroklos’un Ölüsüne Düzenlenen Yarışmalar.
Akhilleus’un ordugâhında Patroklos’a yapılan ölü törenleri. Akhilleus’un yası. Patroklos’un yakılması. Yarışmalar.

BÖLÜM XXIV. (Ω) Priamos’un Hektor’un Ölüsünü Geri Alması – Hektor’a Ağıtlar.
Gece. Kral Priamos tanrı Hermes’in kılavuzluğunda Hektor’un ölüsünü geri almak için Akhilleus’un barakasına gelir. Priamos’la Akhilleus arasındaki konuşma. Akhilleus yumuşar: Hektor’un ölüsünü babasına geri verir. Priamos ölüyle Troya’ya döner. Hektor’a ağıtlar yakılır. Dokuz gün Hektor’un ateş yığını için odun taşınır. Onuncu gün yapılan cenaze töreniyle İlyada kapanır.

İnakhos.
Argos bölgesindeki ırmağın tanrısı. Okeanos’la Tethys’in oğlu sayılır. Bir efsaneye göre İnakhos, Argos’a insanların yerleşmesinden önce yaşamış, ya da tufandan artakalan insanları toplayıp ırmağın kıyılarına yerleştirmiş. Hera ile Poseidon Argos’ta hangi tanrının egemen olacağı tartışmasında İnakhos’u hakem almışlar, İnakhos da Hera’yı seçince, Poseidon öfkelenip ırmağın yatağını kurutmuş, ancak yağmurlar mevsiminde suyu olacağına karar vermiş.

İnakhos en geçerli efsanelere göre İo’nun babasıdır. İo’nun Zeus tarafından sevilmesi ve kaçırılması ona dert olmuş, kızını reddetmek ya da tanrının peşine takılmak gibi aşırı davranışlarda bulunduğu için, onu yıldırım çarpmış, böylece Zeus İnakhos ırmağını suyundan yoksun etmiştir (İo).

İno.
Kadmos’la Harmonia’nın kızı, Semele ile Agaue’nin kız kardeşi (Tab. 18). Bir deniz tanrıçasına dönüştüğü zaman adı Leukothea, yani Ak Tanrıça olur ve denizin köpüklü dalgalarını simgeler. İno’nun iki kişiliği vardır: Athamas’ın ikinci karısı ve Phriksos’la Helle’nin üvey anası olarak çikin bir rol oynadığı halde (Athamas, Argonaut’lar), Ak Tanrıça olarak fırtınaya tutulmuş gemicileri korumakta ve özellikle Odysseus’u kurtarmakta çok sevimli bir tanrıça olarak görülür. Poseidon korkunç bir fırtına ile Odysseus’un salını paramparça edip kendisini azgın dalgalar içinde boğmak üzereyken, Leukothea çıkar yiğidin karşısına (Od. V, 333 vd.):

Gördü onu güzel topuklu Ino, Kadmos ‘un

kızı,

eskiden insan sesli ve Ölümlüydü bu Ak

Tanrıça,

deniz tanrıları arasında sayılır oldu

sonraları.

Gördü neler çektiğini, acıdı Odysseus’a,

bir martı oldu, pır etti, çıkıverdi sudan,

geldi, oturdu salın üstüne, seslendi, dedi ki:

“Şu Poseidon, yeri sarsan, ne ister senden

zavallıcık,

ne diye bunca belayı salar senin başına?

Taş çatlasa yok edemez o seni.

Sen gel, yap ben ne dersem,

hiç benzemezsin akılsız bir adama:

Hadi çıkar rubalarını sırtından,

yeller götürsün salını bırak,

ulaşmaya bak Phaiak’ların toprağına

olanca gücünle yüze yüze,

orada kurtulmaktır kaderin senin.

Al şu tanrısal yaşmağı vereyim sana,

göğsünün altına dola onu,

ne acı var artık, korkma, ne ölüm.

Ama değdiği zaman karaya ellerin,

onu çöz, at şarap rengi denize, uzağa,

atar atmaz da dön gerisin geri”.

Odysseus tanrıçanın dediğini yapar ve kurtulur.

İno’nun deniz tanrıçasına dönüşmesi üstüne de şu efsane anlatılır: Semele tanrı Dionysos’u doğurup öldükten sonra İno, kocası Athamas’ı çocuğu almaya ve kendi çocukları Melikertes ve Learkhos’la büyütmeye kandırır. Ne var ki kıskançlıktan gözü kararan tanrıça Hera Zeus’un oğlunu barındırdıkları için İno ile Athamas’a fena kızar ve ikisini de çıldırtır. İno oğlu Melikertes’i bir kaynar su kazanma atıp boğar, Athamas da Learkhos’u bir geyik sanarak kargısıyla vurur. Yaptığını anladığı zaman İno Melikertes’in ölüsüyle birliklite denize atlar, ama deniz tanrıları ona acır ve kendisini bir denizkızına, oğlunu da Palaimon adıyla küçük bir tanrıya dönüştürürler. Sisyphos’un düzenlediği İsthmos yarışmaları bu tanrı şerefine yapılırmış (Palaimos, Melikertes).

Roma’da Leukothea, tapınağı limana yakın bulunan Mater Matuta ile, Palaimon da Portunus, limanlar tanrısıyla bir tutulmuştur.

İo.
İo efsanesiyle Yunanistan yarımadası Akdeniz uygarlığının birçok dinsel görüşlerini ve onlardan doğma efsaneleri kendine mal etme, asıl kaynakları Anadolu, Fenike ya da Mısır’da bulunan bu olguları kendi topraklarında merkezleme çabasının tipik bir örneğini vermektedir. Bu gerçeği ilkçağın ilk tarihçisi Herodot da sezinlemiş olacak ki, Akdeniz’in doğusuyla batısı arasındaki çatışmayı ele aldığı büyük eserine İo efsanesiyle, bu konu bir masal değil de, tarihsel bir olaymış gibi başlamaktadır. İnek biçimine girip, karnında Hellen’lerin baştanrısı Zeus’un tohumunu taşıyarak kıtadan kıtaya atlayan, geçtiği yerlere adını veren İo (İstanbul Boğazının adı Bosporos, İnek Geçididir) ve onun serüvenleri, onun dölüyle ilgili olarak sürdürülüp anlatılan efsanelerin hepsi böyle bir amaç güdülerek kurulmuşa benzer.

Herodot Perslerle Yunanlılar, yani Asya ile Avrupa arasındaki savaşa hep kız kaçırma olaylarının sebep olduğunu, bunun İo’nun kaçırılmasıyla başladığını yazar (I, 1-5): Argos kralı İnakhos’un kızı İo deniz kıyısında oynarken Fenike’li gemiciler tarafından kaçırılıp Mısır’a götürülmüş. Buna misilleme olarak da Yunanlılar Fenike’de Tyr kralı Agenor’un (ki Agenor İo’nun torunudur) kızı Europe’yi kaçırırlar, bununla da kalmazlar, Argonaut’lar seferini düzenleyip Kolkhis’li Medeia’yı kaçırırlar, bunun karşılığı da Paris’in Helena’yı kaçırması ve onun sonucunda Asya ile Avrupa’yı ilk büyük çatışmada karşı karşıya getiren Troya savaşıdır. Herodot bu yorumu Pers bilginlerinden aldığını söyler, ne tuhaftır ki sözünü ettiği kişi ve olayların efsanelik olduğunu, gerçek olsalar da Mısır, Fenike, Karadeniz ve Ege kıyıları arasında böyle önemsiz olaylarla nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklamaz, bu tutarsızlık üstünde hiç durmaz. Yalnız daha ileride Mısır’dan söz ederken, bir boğa biçiminde tapınılan Apis tanrının adı Yunanca Epaphos’tur der (II, 153), böylece İo’nun da, oğlu Epaphos’un da Mısır’lı tanrıların Yunan karşılıkları olduğunu kabul eder.

Yunan kaynaklarında İo efsanesi şöyle anlatılır: İo, Argos kralı İnakhos’un kızıdır (Tab. 10), babası İnakhos sonradan adını alan ırmağın tanrısı ve Okeanos’un oğlu sayılır; kendisi de Argos şehrinin Hera tapınağında rahibedir. Günün birinde Zeus İo’yu görür, kızın güzelliğine vurulup ona yanaşır. Hera bunu öğrenince büyük bir kıskançlığa kapılır, baştanrı da sevgilisini karısının öfkesinden korumak için onu beyaz bir inek haline dönüştürür ve bu hayvanla hiçbir ilişkide bulunmadığına Hera’ya yemin eder. Tanıca ineğin kendisine verilmesini şart koşar, İo’yu alıp başına bin gözlü dev Argos’u bekçi olarak diker. Zeus bu kez de Hermes’i gönderir, Argos’u büyüleyerek öldürmesini sağlar. Ama Hera bir at sineği musallat eder ineğe, İo deli gibi kıtadan kıtaya koşar, at sineğinden kurtulamaz bir türlü. Bir denize, bir de boğaza adını verdikten sonra, Kafkas dağlarında bir kayaya mıhlanmış olan Prometheus’un önünden geçer. Aiskhylos “Zincire Vurulmuş Prometheus” targedyasında bu buluşmayı sahneye koyar: Orada İo başına gelenleri şöyle anlatır (Prom. 640 vd.):

İstiyorsunuz madem, hayır diyemem:

Açıkça anlatayım her şeyi size,

Ama doğrusu anlatmaya utanıyorum da

tanrısal bir kasırganın nasıl

allak bullak edip ben zavallıyı,

varlığıma yeni bir biçim verdiğini!

Geceler gecesi yapayalnızken odamda

şöyle sözler duyuyordum düşlerimde:

“Ey mutlu genç kız, niçin yalnızsın

erkeklerin en yücesi özlerken seni?

Zeus yanıp tutuşuyor senin için,

Aphrodite ‘nin gerdeğine girmek istiyor

seninle.

Zeus’un isteğine karşı koma sakın,

kalk, git Lerna ‘nın yeşil çayırlarına,

babanın koyun, sığır otlaklarına,

git ki Zeus görsün orada seni,

doysun seni görmeye Zeus ‘un gözü”.

Ah! Hep böylesi düşler gördüm geceleri,

ve bir gün canımı dişime alıp

söyledim babama ne düşler gördüğümü.

O zaman babam Pytho’ya, Dodona’ya

adam üstüne adam yolladı öğrenmek için

tanrılar ne istiyor, ne istemiyor diye.

Ama gönderdiği adamlar dönünce

karışık, karmakarışık sözler ediyorlardı.

Sonunda günün birinde

anlaşılır bir söz geldi İnakhos’a,

bu söz açıkça diyordu ki babama:

At kızını evinden, yurdundan dışarı,

gitsin, tanrılara bir kurbanlık gibi,

dolaşıp dursun dünyanın dört bir yanına,

yoksa Zeus yıldırımlarıyla

çarpıp yok edecek senin soyunu.

Apollon’dan gelen bu sözleri düyunca

babam,

kovdu beni, attı evinden dışarı

Kendi için de, benim için de kötü bir şeydi

bu,

ama ne yapsın, Zeus’tu onu zorlayan.

Biranda değişiverdi içim, dışım,

birden şu boynuzlar çıktı başımdan.

Kerkhne’nin, Lerna’nın tatlı sularına

doğru.

Argos adında birini taktılar peşime.

Bu, Toprağın oğlu asık suratlı çoban

adım adım izliyordu beni,

sayısız gözlerini dikerek üstüme.

Beklenmedik bir anda can verdi bu çoban,

bense hep o belalı iğnenin zoruyla

Bu topraktan o toprağa koştum durdum.

İo’nun kişiliğine ve efsanesine daha bir kutsallık veren bu öyküden sonra Prometheus İo’ya kaderin kendisine neler hazırladığını bildirir: Mısır’a varacak, orada gene insan biçimine girecek ve Zeus’un oğlu Epaphos’u doğuracaktır (Epaphos). Akdenizin güney ve doğu kıyılarına yayılan iki dallı bir kral soyunun atası olacaktır, dölleri soylarının kaynağı olan Yunanistan’a döneceklerdir (Aigyptos, Danaos). Bir efsaneye göre, İo’nun başına bir dert daha gelir: Kuret’ler Epaphos’u kaçırırlar, ama Hera’nın bu düzeni de boşa çıkarıldıktan sonra İo Mısır’a döner ve orada bir tanrıça gibi tapım görür, İo’nun Mısır tanrıçası İsis’e benzetilmiş efsanelik bir kişi olduğu besbellidir (İsis).

İobates.
Lykia kralı, Akrisios ve Bellerophontes efsanelerinde rol oynar: Proitos ikiz kardeşi tarafından Argos’tan sürülünce, Lykia’da İobates’in yanına sığınır ve bir süre sonra kralın kızı Anteia (ya da Stheneboia) ile evlenir. Sonra da İobates’in yardımıyla döner

Tiryns’te kral olur. Karısı Anteia Bellerophontes’e iftira edince, Proitos yiğidi Homeros’un dediği gibi “ölüm işaretleriyle” (İl. VI, 169) İobates’e gönderir, o da yiğidin canına kıymak için ona Khimaira’yı öldürmesini buyurur (Bellerophontes). Yiğit İobates’in ona yüklediği bütün işleri başardıktan sonra, kralın kızıyla evlenir ve İobates ölünce Lykia kralı olur.

İokaste.
Tragedya yazarlarınca Oidipus’un hem anası, hem karısı olan kadının adı. Destanda adı Epikaste olarak geçer. İokaste, Thebai’li Menoikos’un kızı ve Kreon’un kız kardeşidir. Thebai kralı Laios’la evlenir ve Oidipus’u doğurur. Laios’un öldürülmesinden sonra oğlu olduğunu bilmediği Oidipus Thebai tahtına çıkınca, İokaste onunla evlenir ve ikisi erkek, ikisi kız dört çocukları olur (Tab. 19). İokaste işlediği doğadışı suçu öğrenince kendini asar (Laios, Oidipus).

İolaos.
Herakles’in üvey kardeşi olan İphikles’in oğlu. İolaos amcası Herakles’in yanıbaşında yiğidin bütün işlerine katılmış ve ona yardım etmiştir. Herakles öldükten sonra oğullarının çabasını desteklemiş, efsaneye göre de Yunanistan’dan ayrılıp Sardinya adasına yerleşmiş, orada birçok şehirler kurmuştur. Herakles kültünü Sardinya’ya sokmuş, kendisi de Eurystheus’u cezalandırdığı için, Zeus’un sevgisini kazanmış, Zeus onu öldükten sonra tanrılar arasına alıp, Hebe eliyle gençleştirmiştir.

İole.
Oikhalia kralı Eurytos’un kızı, Herakles’in ölümüne sebep olan kadın (Eurytos, Herakles). Eurytos kızını ok atmada birinci gelecek olana vereceğini söylemiş, yarışmayı Herakles kazanınca, İole’yi yiğide vermek istememiştir: Herakles’in çılgınlığa kapılıp İole’ den doğacak çocukları öldürmesinden korkuyordu. Yiğit de İole’yi elde etmek için Oikhalia şehrini almak ve kızı kaçırmak zorunda kalır. İole ile evlenmek hazırlıklarına girişir, o sırada Deianeira’dan yeni bir gömlek ister. Büyülü gömlek bedenini yakar ve yiğit kendi yaptırdığı odun yığınına çıkıp ölünce İole’yi oğlu Hyİlos’a verir (Deianeira, Hyİlos).

İon.
İon, Ege kıyılarına yerleşmiş, İaones adıyla anılan boylara Yunanistan’dan gelme bir kurucu ata bulmak amacıyla, efsanesi Atina’da uydurulduğu besbelli olan bir kişidir. Soy ağacından görüldüğü gibi (Tab. 20), Hellen’lerin büyük atası olarak gösterilen Hellen’in üç oğlu vardır: Ksuthos, Doros ve Aiolos. Doros’la Aiolos, Dor ve Aiol soylarının doğrudan doğruya isim babaları, Ksuthos ise oğlu İon aracılığıyla İon’lar, ya da İonyalılar denilen soya ata olmuştur. Bu süreç üstüne efsane yazarlarından hemen de hiçbir bilgi edinilmez, tarihçilerse çeşitli amaçlarla çeşitli biçimlerde anlatırlar İon efsanesini. Herodotos şöyle der (Tar. VII, 94): “İonyalılar Peloponez’de bugünkü Akhaia’da oturdukları sürece, yani Danaos’la Ksuthos Peloponez’e gelmeden önce, Hellen’lerin söylediğine göre Pelasgoi Aigialees adını taşırlardı, Ksuthos oğlu İon’dan sonra da onlara İones dendi”. Efsane şöyledir: Ksuthos’u iki kardeşi Doros’la Aiolos Tesalya’dan kovarlar, o da Attika’da Atina iline yerleşir, orada Atina kralı Erekhtheus’un kızı Kreusa ile evlenir (Erekhteus), kral ölünce Attika’dan sürülür ve Peleponez’in kuzey kıyısına, sonradan Akhaia denilecek bölgeye yerleşir; o zamanlan bu bölgede Aigialeos’un Pelasg soyları otururlardı. Ksuthos ölür, iki oğlundan biri Akhâios Tesalya’ya döner, öteki İon Aigialeas ülkesine saldırmaya hazırlanır ki, kral Selinos kızı Helike’yi ona verip kendisine halef seçer. Selinos ölünce, İon Helike adlı bir kent kurar ve halkına İones adını verir. O sırada Atina’lılar Eleusis’e karşı savaşta kendilerine yardım etmesi için İon’u çağrırlar ve İon Attika’da ölür. Soyu bir süre Aigialeos bölgesinde kaldıktan sonra, Tesalya’dan gelen Akhaios’un saldırısına uğrar. Akhaios bölgeyi alır, Akhaia adını verir. Pausanias’ın anlattığı bu efsane belli ki Akhaia bölgesinin, İones ve Akhaioi adlarını taşıyan boyların kaynağını açıklamak amacıyla kurulmuştur. Strabon’un anlatımı ise başkadır: Ksuthos Erekhteus’un kızıyla evlendikten sonra Attika’da dört kentler antlaşmasını kurar (Tetrapolis), oğullarından Akhaios Peloponez’de Akhaia bölgesini kurar, öbür oğlu İon da Attika’ya kral seçilir, bölgeyi siyasal ve sosyal alanda düzene koyar ve soyunun denizaşırı göçlere katılmasını sağlar.

Tragedya şairlerinden Euripides’in “İon” adlı oyununda İon Ksuthos’un değil, Apollon’un oğlu olarak gösterilir. Tanrı Kreusa’yı Atina akropolünün bir mağarasında gebe bırakır, kadın İon’u doğurduktan sonra bebeği bir sepet içine koyup kayalık bir yere bırakır, Apollon onu tanrı Hermes’e verip Delphoi’ye gönderir. Orada tapınak rahibesi çocuğu büyütür. Ksuthos’la Kreusa evlendikten sonra bir türlü çocukları olmaz, Apollon Tapınağına başvurup bunun nedenini sorarlar, o sırada Kreusa İon’u görür, önce tanımak istemez, sonra kabul eder, tanrı buyruğuna uyarak genci alırlar, kendi oğulları olarak büyütürler, Atina krallığına getirirler. Bu oyun Euripides’in mutlu bir sonuca bağlanan tragedyalarından biridir ve böyle olduğu için de pek tragedya sayılmaz. Bunun da amacı İonya’lıların kaynağını Atina’ya, üstelik burada tanrı Apollon’a bağlamaktır.

İphianassa.
Homeros destanlarında Agamemnon’un kızı İphigeneia’ya verilen ad (İphigeneia).

İphigeneia.
Agamemnon’la Klytaimestra’nın kızı, Elektra, Orestes ve Khrysothemis’in kardeşi (Tab. 15). Homeros destanlarında İphigeneia’dan pek söz edilmez, adı İphianassa olarak birkaç kez geçer, efsanesi Troya savaşıyla doğrudan doğruya ilgili olduğu halde, Homeros ne Aulis’teki, ne Tauris’teki serüvenine dokunur. Bunun tam tersine tragedya yazarları ve özellikle Euripides, (“İphigeneia Aulis’te” ve “İphigeneia Tauris’te” adlı iki tragedyası vardır) İphigeneia tipine büyük bir ün kazandırmış ve Troya savaşıyla doğrudan doğruya ilişkili tek kişi olarak İphigeneia batı yazınını da etkilemiş, Racine ve Goethe’ye konu olmuştur. Bizim burada anlatacağımız efsanesi doğrudan Euripides’in iki tragedyasının özeti olacaktır.

Akha ordusunun Troya’ya varmak için on yıllık bir zaman yitirdiği anlatılır. Bunun bir süresi savaşa katılacak çeşitli filoların Aulis’te toplanmasıyla geçmiştir. Aulis Euboia yarımadasının karşısında bir limandır. Akha’Iar orada toplandıktan sonra gemilerin yola çıkması için uygun bir rüzgâr esmesini beklemişlerdir. Ne var ki ortalık sütliman, en ufak bir hava estiği yok. Bunun nedeni ordunun bilicisi Kalkhas’a sorulunca, verdiği cevap Agamemnon’u çileden çıkarır: Artemis tanrıça krallar kralı Agamemnon’a karşı kin ve öfke beslemektedir, avlanırken kendisine adanmış kutsal bir geyiği öldürdü diye, bu yüzden de yellerin esmesini önlemektedir. Tanrıça ancak Agamemnon kızı İphigeneia’yı kendisine kurban verirse, öfkesinden vazgeçecek ve filonun yola çıkmasını sağlayacaktır. Bu haber Agamemnon’un tepesine balyoz gibi iner. Önce böyle bir işe hiç yanaşmaz, ama önderlerin ve özellikle Menelaos’la Odysseus’un ısrarları üzerine umumun çıkarını kendi çıkarından üstün tutmaya yana yakıla karar verir. Kralın ailesi Mykene’de kalmıştır, Agamemnon karısı Klytaimestra’ya haber gönderir, İphigeneia’yı alıp gelmesini buyurur, güya kızı Akhilleus’a nişanlayacaktır. Klytaimestra sevine sevine gelir, kızını bekleyen kaderi ve Aulis’e aldatılarak getirildiğini anlayınca, köpürür, Agamemnon’a karşı dinmez bir hınç yerleşir yüreğinde. Kraliçe bunu hiç unutmayacak ve kocasını Aigisthos’la aldatmasına da, Troya dönüşü Agamemnon’u öldürmesine de bu kin sebep olacaktır. İphigeneia kurban edilmek üzere sunağa çıkar, bıçak tam boğazına saplanacağı anda, söylentiye göre, Artemis kıza acır ve onu havalara kaldırıp, kurban bıçağının altına bir geyik koyar. Bunun üzerine rüzgârlar hemen esmeye başlar, filo Troya’ya gitmek üzere yola çıkar. İphigeneia’nın Aulis’teki serüveni de burada biter.

Tauris, yani bugünkü Kırım yarımadasında İphigeneia Tauris’li Artemis tapınağında rahibedir. Yıllardan beri yerine getirdiği ödev, tapınakta bir çeşit kurban kesmektir: Gemileri batıp Kırım’a çıkan yabancıları hep İphigeneia kurban eder Artemis’e. Günün birinde tapınağa iki yabancı gelir, bunlar İphigeneia’nın kardeşi Orestes’le arkadaşı Pylades’tir, amaçları Tauris’teki Artemis heykelini alıp Yunanistan’a getirmektir, bu görevi onlara Delphoi’deki Apollon kâhini vermiştir. İphigeneia yabancıları tanır ve onları kurban etmek şöyle dursun, onlarla birlik olur, heykeli alarak Yunanistan’a kaçarlar. Orestes kız kardeşini arkadaşı Pylades’e verir. İphigeneia, kız kardeşi Elektra’nın tam karşıtı sessiz, yumuşak, saf ve sevimli bir genç kız tipidir (Agamennon, Klytaimestra).

İphikles.
İphikles Amphitryon’la Alkmene’nin oğlu, Herakles’in ikiz kardeşidir. Ama Herakles tanrı Zeus’un tohumundan, İphikles de Amphitryon’un tohumundan meydana gelmiştir (Tab. 13). İki kardeş arasındaki fark hemen beşikte yattıkları ilk günlerinden belli olur: Hera’nın gönderdiği yılanı görünce, İphikles çığlığı basar, hayatta kalmayı Herakles’e borçludur. İphikles, yiğidin bazı işlerine katılır. Onunla Orkhomenos’a karşı savaşır ve kral Kreon ödül olarak her iki kardeşe kızlarından birini verir. Ama Herakles ansızın çılgınlığa kapılınca İphikles’in iki oğlunu ve kendi çocuklarını da öldürür (Herakles).

İphiklos.
Teselya kralı Phylakos’un oğlu. Başına tuhaf bir serüven geldiği anlatılır: Genç yaşta iktidarsızlığa uğramış, babası, akrabaları olan bilici Melampus’a nedenini sormuş, Melampus da İphiklos’u iyi etmek için bir meşe ağacının kabuğu altında saklanan bir bıçağı bulmak gerektiğini bildirmiş. Öyle olmuş, bıçağın pasından yapılan iksirle İphiklos iyileşmiş ve Podarkes adında bir oğlu olmuş.

İphiklos’un, Odysseia’da (Od. XI, 290, 296) zengin bir sürünün sahibi ve Neleus’la Pero efsaneleriyle ilgili olarak adı geçer (Neleus, Pero).

İphimedeia.
Bkz. Aloeusoğulları.

İphis.
(1) Erkek adı olarak: Thebai’ye karşı Yediler seferine katılan bir yiğit ve Kıbrıs’lı Anakserete efsanesinde adı geçen bir kişi (Anakserete).

(2) Kız adı olarak: Girit’li bir masal kahramanıdır: İphis’in babası ille de bir erkek çocuk istiyormuş, karısına kız doğurursa kendisine göstermemesini, hemen dağa bırakmasını buyurmuş. Kadın da kız doğurduğu halde, çocuğunu erkek olarak tanıtmış kocasına, hem erkek, hem de kız adı olan İphis adını koymuş. İphis böylece büyüyüp güzel bir delikanlı olmuş, günün birinde bir kız ona tutulmuş, iki genci nişanlamışlar. İphis’in anası ne yapacağını şaşırmış ve tanrıça İsis’e yalvarıp yardım dilemiş. Tanrıça da İphis’e acımış, unu bir erkek yapmış, böylece evlenmesini sağlamış (Galateia).

İphitos.
(1) Phokis bölgesinden gelen askerlerin başında Troya savaşına katılan yiğit. İphitos Argonaut’lar seferine de çıkmış.

(2) Oikhalia kralı Eurytos’un oğlu, İole’nin kardeşi. Herakles efsanesinde rol oynar. Babası Eurytos gibi İphitos da usta bir okçudur. Odysseia destanına göre, Odysseus’la İphitos konukluk ve dostluk bağlarıyla birbirine bağlıdır, Penelope’nin taliplerini öldürmeye yarayacak kocaman yayı Odysseus’a iphitos vermiştir (Od. XXI, 13 vd.).

İris.
Thaumas’la Elektra’nın kızı, Harpya’ların kız kardeşi. İris baba tarafından Pontos’a, ana tarafından da Okeanos’a bağlıdır (Tab. 6). Gökkuşağını simgeler, gökkuşağı da denizden çıkarak gökle yeryüzü arasındaki ilişkiyi kurar göründüğü için, Olympos tanrıları İris’i de Hermes gibi ulak ve özellikle insanlara haber salmak için kullanırlar. Kanatlıdır, güneşte gökkuşağının renklerini yansıtan ince bir tülle örtülüdür. İris, tanrı Zeus ve özellikle Hera’nın hizmetindedir. “Ayağı tez”, “yel gibi uçan” diye vasıflandırılan İris Homeros destanlarında önemli bir rol oynar. Kendisine verilen buyruğu harfi harfine tekrar etmek İris’in özelliklerindendir.

İros.
İros Odysseia’da sözü geçen İthakeli bir dilencidir. Odysseus dilenci kılığında İthake’ye gelip taliplerin şölenine karışınca, eğlence ve maskaralığa düşkün talipleri iki dilenciyi birbirleriyle dövüştürmeye girişirler. Odysseus soyunup iri bacakları, geniş omuzları ve güçlü kollan ortaya çıkınca, İros’u bir titremedir alır, kaçmaya çalışır, ama talipler yakasını bırakmaz, Odysseus da bir yumruğuyla kemiklerini kırıp onu dışarıya sürükler atar. Talipler arasında da bir kahkahadır kopar (Od. XVIII, 1-107).

İsis.
Aslında bir Mısır tanrıçası olan İsis, İsa’dan sonraki yüzyıllarda Yunan-Roma dünyasına girmiş ve kişiliğinde birçok dişi tanrıları toplayarak bir süre tek tanrıça olarak tapım görmüştür.

Mısır efsanesine göre İsis kral tanrı Osiris’in kız kardeşi ve karısı, güneş tanrı Horus’un anasıdır. Karanlıklar tanrısı Set (Yun. Typhon) Osiris’i öldürünce İsis kocasını aramaya çıkar, bulur ve oğluna öcünü aldırtır (Osiris). Bu efsane ile Yunan mythos’unda mevsimleri simgeleyen Adonis-Attis, ya da Demeter-Kore efsaneleri arasında benzerlik olduğu gibi, başında ay taşıyan bir inek biçiminde imgelenen İsis’le İo arasında da bir ilişki kurulmuş, böylece zamanla İsis Yunan-Roma pantheon’unda çok önemli bir yer almıştır. Yunanistan’ın İskender’den sonra, Roma’nın da Augustus zamanında Mısır’a açılması, puta taparlığın son demlerinde tek tanrıya ve özellikle tek bir ana ve bereket tanrıçasına mistik bir eğilimin baş göstermesiyle İsis, tıpkı Ana Tanrıça tipini simgeleyen Artemis-Hekate ya da Kybele gibi, toprak, toprak ürünleri, deniz ve yeraltı ülkesine egemen olup yaşamla ölümü elinde tutan, ayrıca büyü yoluyla doğa güçlerini yöneten bir tanrıça oluvermiştir. İsis’e özellikle Anadolu’da tapınıldığı Efes ve Bergama’da adını taşıyan tapınakların kalıntılarından da anlaşılmaktadır.

İsmene.
Oidipus’la İokaste’nin kızı, Antigone, Eteokles ve Polyneikes’in kardeşi. İsmene, Antigone’nin tam karşıtı, ölçülü, haddini bilir, çekingen bir genç kızdır. Sophokles’in “Antigone” adlı tragedyasında Antigone ile İsmene arasındaki diyalogda, İsmene şöyle konuşur:

“Ah kardeşim, düşün bir kere, zalim talih babamızı nasıl zillet içinde elimizden aldı, nasıl kendi ayıplarını kendi ortaya dökerek kendi elleriyle kendi gözlerini çıkardı; anası ve karısı – ikisi de aynı şahıstı – kendini asarak günahkâr hayatına nasıl bir son verdi ve kardeşlerimizin ikisi de, aynı günde, birbirlerinin eliyle nasıl yürekler acısı bir ölüme kavuştular. Şimdi biz ikimiz kaldık. Bak, eğer kanuna aykırı hareket edip hükümdarın hükmüne ve kudretine karşı gelirsek ne korkunç bir ölümle öleceğiz. Hayır, bize yakışan, kadın olduğumuz ve erkeklere karşı mücadele için yaratılmadığımızı düşünmektir. Hem sonra böyle bir hükümdarın tebaası olduğumuz için bunlara, hatta daha beterlerine tahammül etmemiz, lâzımdır. Bunun için, toprak altında yatanlara yalvaracağım ve zor karşısında böyle yaptığım için beni affetmelerini dileyerek, başımızdakilere boyun eğeceğim. Çünkü yapamayacağın işlere kalkışmak akıl kârı değildir… Devlete karşı koymak elimden gelmez.” (Antigone).

İtalos.
İtalya’ya adını veren kurucu kahraman. Italos’un asıl kaynağı üstüne mythos yazarları arasında ayrılık vardır, Sicilya’dan, Yunanistan’ın batısındaki adalardan, daha başka yerlerden geldiği ileri sürülür. Çok iyi, hak ve barışsever bir kralmış, halkını öyle uygar bir hale getirmiş ki, önce yalnız kuzeye verilen ltalia adı – güneye Ausonia denirdi -bütün yarımadaya yayılmış.

İthakos.
İthaka adasına adını veren kurucu kahraman. Zeus soyundandır, iki kardeşiyle birlikte Korfu adasından İthaka’ya göçer ve adada İthaka şehrini kurar. Kentin başlıca çeşmesinin kuruluşu da ona atfedilir.

İtylos.
Thebai’de anlatılan bülbül efsanesinde İtylos, Aedon’la Thebai’li Zethos’un oğludur. Aedon, eltisi Niobe’nin oğlunu öldürmek isterken kendi çocuğu İtylos’u öldürür ve ömrü boyunca dövündükten sonra bülbül haline getirilip gene İtylos diye ağlar (Aedon).

İtys.
Aynı efsanenin Attika’da ve özellikle tragedya yazarlarınca anlatılışında adı geçen çocuk, Itys, Prokne’nin oğludur, babası da Thebai efsanesinde olduğu gibi Zethos değil, Trakya kralı Tereus’tur. Atina kralı Pandion’un kızı Prokne ile evlenir (Aedon).

İulus.
Aeneas’ın oğlu Ascanius’un (Yun. Askanios) İtalya’ya geldikten sonra aldığı ad. İulus Caesar’ın ve onun evlatlığına girdiği için imparator Augustus’un da üye bulundukları ünlü İulii soyunun atası sayılır. İulus Roma’nın metropolü olan Alba Longa şehrini kurmuştur.

İulus adının kaynağı şöyle açıklanır: Aeneas ortadan kaybolup Latium bölgesinde savaş patlayınca, Ascanius Troya’dan gelme askerlerle Latium’dan devşirme ordunun başına geçmiş ve Rutul’larla Etrüsk’lere başarıyla karşı koymuştur. Ödül olarak kendisine İobum (ya da İolum) adı verilmiş ki, bu da İuppiter’in bir küçülmesi olsa gerek, yani “Küçük İuppiter” olmuş. Oradan da İulus çıkmış olsa gerek.

İuno.
Hera ile bir tutulan Romalı tanrıça. Aslında İuno ayın değişimlerini simgeleyen bir tanrıçadır ve İuppiter, İuno, Minerva üçlüsü içinde Quirinalis sonra Capitolium tepelerinde tapınağı olmuştur, İuno’nun daha başka tapınakları da vardır: En önemlisi, Roma kalesinde İuno Moneta’ya ayrılmış olanıydı (Moneta uyaran, hatırlatan demektir). I. O. 390 yılında Roma bir gece Galya’lıların saldırısına uğrayınca, bu tapınağın kutsal kazları ötüşleriyle halkı uyandırmışlar ve şehrin kurtulmasını sağlamışlardır.

İuno’ya daha başka sıfatlarla da tapındırdı: İuno Lucina doğuma bakmakta ve doğumu kolaylaştırmaktadır. İuno Lucina’ya sunu yapılırken herkesin kemer ya da kuşağını çözmesi gerekirdi, çünkü giyside herhangi bir düğüm gebe kadının kurtuluşunu önleyebilir inancı vardır.

Roma’da İuno genellikle kadınların koruyucusudur, kadınlar arasında da meşru yoldan evlenmiş olanların tanrıçasıdır. Mart ayının ilk günü kutlanan Matronalia bayramında “matrones” yani evli barklı, çocuklu kadınlar hem İuno’nun oğlu tanrı Mars’ı, hem de Sabin kadınlarının kaçırılmasından sonra Romalılarla Sabin’ler arasındaki barışın kurulmasını anarlardı.

Roma dininde her erkeğin “genius”u (Genius) olduğu gibi, her kadının da “İuno”su vardı. Bu koruyucu İuno yalnız ölümlülere degil, tanrıçalara da bakardı. Tanrıçanın “İuno Sororia” (kız kardeşi koruyan İuno) olarak Horatius efsanesinde de rolü vardır (Horatius).

İupiter (yahut İuppiter).
Adı Zeus baba, baba tanrı ya da gök tanrı anlamına gelen Di-es-piter (yani Zeus pater)den türemiş olan İupiter aslında Roma pantheon’unun en eski, en büyük tanrısıdır. Yunan dininin etkisiyle sonradan Zeus’la bir tutulmuştur. Roma dininde İupiter gök, gün ışığı, hava, yıldırım ve şimşek gibi doğal güçleri simgeleyen tanrıdır, bu yüzden de Fulgurator, Fulminator (şimşek çakan), Tonans, Tonitrualis (gök gürleten), Pulvius (yağmur yağdıran) sıfatlarıyla anılır. Doğanın büyük yöneticisi sayılan bu tanrıya Roma’nın kutsal tepesi Capitolium’da tapınılırdı. İupiter Capitolinus’a dikilen tapınağa sonradan İuno ve Minerva da alınmış, böylece Capitolium üçlüsü adıyla bu tanrılara tapınılmıştır. Aynı tepede İupiter Optimus Maximus (en İyi, en büyük İupiter) Roma devletinin koruyucusu ve yöneticisi olarak tapım görürdü. Konsullar göreve başlamadan gelip ona yakarmak zorundalardı, zafer kazanan başkomutanlar zafer çelenklerini ve ilk kurbanlarını (ki bunlar beyaz boğalardı) ona adarlardı. İupiter Roma’nın dış ilişkilerini ve uluslararası antlaşmalarını koruyan bir tanrı sayılırdı. Tanrılar arasında tam bir otorite kurduğu gibi, devlet otoritesini ve disiplinini simgelerdi. Flamen dialis adıyla görevlendirilen başrahibi İuno’nun başrahibesiyle evlenerek tanrılar arasındaki kutsal birliği yansıtmakla yükümlüydü.

İupiter’in siyasal rolü bununla bitmez, Feretrius adıyla Roma’nın savaş alanında da baştanrı sayılırdı: Düşmandan alınan bütün silahlar, öldürülen düşmanların soykaları bu İupiter’e adanır, ayrıca Stator unvanıyla İupiter’in düşmana karşı koyduğu, Roma’ya saldırıların her türlüsünü durdurduğu sanılırdı. Durduran anlamına gelen Stator sıfatının kaynağı şöyle açıklanırdı: Roma’lılarla Sabin’ ler arasındaki savaşta Roma’lılar Sabin’lerin karılarını kaçırdıktan sonra, bir ara Sabin’ler ağır basmış ve şehri almak üzereymişler ki, Romulus kılıcını kaldırarak Forum’da İupiter’e ant içmiş, düşmanı durdurursa olduğu yerde bir tapınak kurmaya yemin etmiş. Tanrı da Sabin’leri püskürterek Forum’da Palatinus tepesinin dibinde İupiter Stator’a adanmış tapınağa kavuşmuş.

Roma İmparatorluğu çağında imparatorlar baştanrı İupiter’le ilişki kurmaya ve doğrudan doğruya İupiter Optimus Maximus’un kılavuzluğu ve koruyuculuğu altında olduklarını belirtmeye çalışırlardı. Kimi İupiter’i düşünde görüp ondan doğrudan doğruya esinlendiğini ileri sürer, kimi İupiter’in sıfatlarını kendi adına taktırırdı. Taşra kentlerinde ve ele geçirilen yabancı ülkelerde Romalıların ilk işi Roma’da Capitolium tepesindeki üçlü tapınağın bir tıpkısını kurmak, böylece İupiter’in devlet tanrısı olarak egemenliğini kabul ettirmekti. Bu siyasal niteliğini İupiter Roma devletinin son demlerine dek koruyabilmiştir.

İuturna.
Eski adı Diuturna (diuturna sürekli, ölümsüz demek) olan İuturna bir su nympha’sıydı. Kültü Latium bölgesinden Roma’ya sonradan getirilmiş ve Forum’da bulunan bir suya “İuturna Havuzu” adı verilmiştir. Bu pınarın şifalı niteliği olduğu gibi İuturna da iyileştirici bir tanrıça sayılırdı. Mars Meydanında, sulak bir bölgede bulunan tapınağı Augustus zamanında buraları kurutulunca kaldırılmıştır.

İmparatorluk dönemi şairleri İuturna’yı Aeneas’ın düşmanı Turnus’un kız kardeşi sayarlar ve Turnus’la birlikte savaşa katıldığını söylerler. İupiter’in sevdiği bu su perisine tanrı ölümsüzlük bağışlamış ve Latium ‘daki bütün suların koruyuculuğunu vermiş. Ovidius Lara ve Lares tanrılardan söz ederken İupiter’in İuturna’ya olan aşkını, nympha’nın bin bir biçime girerek tanrıdan kaçtığını anlatır (Lara). Bir efsaneye göre de İuturna tanrı İanus’un eşi ve pınarlar tanrısı Fontus’un anası olarak gösterilir (İanus, Fontus).

İustitia.
Roma’da adaletin simgesi. Yunan tanrıları arasında Themis’e değil de, daha çok Dike’ye benzemektedir. İustitia Altın Çağda insanlar arasında bulunurken (Soylar Efsanesi), insanların gitgide daha çok suç işlemesi onun artık yeryüzünde tutunamamasına yol açmıştır. Göğe çıkmış ve burçlar arasında Bakire burcu olmuştur.

İuventus.
Gençliği simgeleyen tanrıça. Roma’nın en eski çağlarında Yunan tanrıçası Hebe ile hiçbir ilişkisi olmadığı halde, sonradan bu iki tanrıça benzeşmişlerdir. Ama İuventus’un asıl görevi genç delikanlılar çocuk elbisesini bırakıp “toga virilis” yani yetişkin erkek toga’sını giydikleri zaman onları korumaktır. İuventus’a Capitolium’da İupiter, İuno ve Athena üçlüsüne ayrılmış tapınağın içinde ve özellikle Athena’nın “cella”sında bir sunağın ayrılmış olması bu tanrıçanın eskiliğine delildir. Roma İmparatorluğu zamanında İuventus tanrıçanın koruyuculuğu altında bir çeşit gençlik dernekleri kurulmuş, bunlarla imparatorluk politikasının yayılmasına ve gençlerin askerlik öncesi bir eğitim görmelerine çalışılmıştır.

Hakkında kutsalsozluk

Şuna da bir bak

B

Babys. Tanrı Apollon’la flüt yarışmasına girişen satyr Marsyas’ın kardeşi. Babys de kaval çalarmış, ama onun …

online alışveriş 

Web Tasarım  

Web Tabanlı Yazılım

Web Tabanlı Program

E-Ticaret sitesi fiyatları  

E-Ticaret sitesi  

sanal ofis  

sanal ofis ankara  

sanal ofis ankara  

Sanal ofis  

Hazır ofis ankara  

Kiralık ofis  

Sanal ofis  

Kiralık ofis  

Sanal ofis  

Yasal adres ankara  

Sanal Ofis  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

Ankara sanal ofis  

Sanal ofis  

Sekreterlik hizmeti  

Sanal ofis  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

Sanal ofis  

Sanal ofis Ankara  

sanal ofis ankara  

sanal ofis  

hazır ofis kiralama  

sanal ofis kiralama  

raf sistemleri  

sanal ofis   hazır ofis kiralama  

sanal ofis kiralama  

sanal ofis ankara  

sanal ofis ankara